İrené Melikoff
Deutsch - Almanca Türkçe - Türkisch
BALD AUCH IN DEUTSCHER SPRACHE -
Alle Rechte vorbehalten. (11.11.2007 - © AYPA)
(Tüm hakları saklıdır 11.11.2007 - © AYPA)

.

Nice yıllara İrené Melikoff

Türkolog Prof. Dr. İrené Melikoff dört gündür, doksan yaşında... Unutkanlıktan yakınsa da yakınları biliyor ki, buna ilgi alanları dahil değil... Bektaşilik ve Alevilik hakkında yeni bilgilerini, eskileriyle ölçerken bir an bile duraksamıyor... İrené Melikoff'u iki dostu, Server Tanilli ve Miyase İlknur anlattılar, yaşama coşkusunu ve tutkusunu...

İnsan yaşamı, kendisinin dışında gelişen olaylar, hoş olan ve olmayan tesadüflerin kurguladığı uzun metrajlı bir filme benzer. Bu filmin başrol oyuncusu, tartışmasız insanın kendisidir. Ancak yönetmeni ve senaryo yazarı, birden çok ve belirsizdir. Kimi zaman oyuncusu olduğu filme müdahalelerde bulunsa da aslında tümünde belirleyici olması olanak dışıdır. Finalini ve süresini belirlemek ise imkânsız. İnsana düşen, yaşamın kendisine biçtiği rolü oynamaktır sadece. Prof. Dr. İrené Melikoff da işte bunu yaptı, Rusya'da başlayıp Paris-Türkiye ve Strasbourg üçgeninde süregiden aksiyonu bol bir macera filminde başrol oynadı. Çok renkli, çok kültürlü bir 90 yılı geride bıraktı Melikoff, başarılı oldu, tutkulu aşklar, ihanetler yaşadı... Bilimsel bir çalışma için yola çıktı, kocaman bir coğrafyada, Anadolu'da uzun bir zaman tüneline girdi. Anadolu insanı da işte bu tünelde geçirdiği zamanla, Alevilik-Bektaşilik konusundaki çalışmalarıyla tanıdı Melikoff'u.

Peki, bilim dünyasının alanında bir otorite kabul ettiği İrené Melikoff'un bizlerle tanışmasını kime ya da kimlere borçluyuz acaba? Doğduğu gün devrim yapan Bolşeviklere mi, devrim gecesi ülkeyi terk etme kararı alan petrol kralı babasına mı, üniversite yıllarında Heterodoks İslami akımlar konusunda ufkunu açan hocası Louis Massignon'a mı, çalışmaları sırasında karşısına çıkan Ebu Müslim Horasani'ye mi? Yoksa uzun uğraşılara karşın bir türlü ulaşamadığı Alevi ve Bektaşilerin kapısını ona açan bir afişe ya da o afişteki adrese gittiğinde tanıdığı ve daha sonra yaşamında büyük yer tutan Hasan Yeşilgül ile ünlü halk ozanı Feyzullah Çınar'a mı? Galiba hepsine birden...

Aslına bakılırsa, Melikoff'la hocası Louis Massignon'ın yaşamları arasında paralellikler var, Massignon yaşamını Hallac-ı Mansur'a, Melikoff da Alevilik-Bektaşilik'e adamış. Sufilik ve batıni akımların peşinde oradan oraya savrulmuş. Kâh Himalayalar'ın tepesindeki Alamut Kalesi'ne tırmanmış, kâh bir Altay Dağları'nın karlı zirvelerine iki karılı Altaylı çobanın üçüncü karısı olma teklifi bile ondaki araştırma tutkusunu frenleyememiş. Bugün gülerek anlattığı o olayın ardından bu kez Anadolu'nun tozlu yollarına vurmuş kendisini. Sıvas, Maraş derken Anadolu'daki Alevi bölgelerini bir uçtan bir uca dolaşmış.

Önceleri evlerine mihman olmuş Alevilerin, sonra da gönüllerine; evdeki mihmanlığı geçiciymiş, gönüllerdeki ebedi. "Alevilik-Bektaşilik artık benim bir parçam oldu" diyor, "herhalde ben de onların bir parçası oldum"...

Melikoff'un 81. doğum gününü İstanbul'da kutlamıştık. İlhan Selçuk'un, "Bayan Melikoff, babanızın zamanlaması müthiş. Ekim devriminin gecesi doğmanızı babanız nasıl ayarladı acaba?" şeklindeki takılmasına kahkahalarla gülmüş ve sonra "Kimbilir belki de annem ayarlamıştır" diyerek kontr bir espri yapmıştı. 82. doğum gününde ise Strasbourg'da birlikteydik. Kızları, torunları, geçen yıl kaybettiği sevgili damadı Kasım Yeşilgül ile onur başkanı olduğu Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü'nün yönetim kurulu başkanı Gülizar Cengiz'in de olduğu sofrada kendi hazırladığı yemekler ve şarapla kutlamıştık.

Artık emekli olan Melikoff, gözlerinin iyi görmemesine ve artık bastonsuz yürüyememesine karşın bilimsel çalışmalardan hiç kopmadı. İlgi duyduğu konularla ilgili nerede bir bilimsel sempozyum ya toplantı olsa öğrencilik yıllarındaki heyecanıyla oraya koştu. Son yıllarda kendisinde unutkanlık başladığını söylese de bu, yıllardır araştırdığı ve üzerinde çalıştığı konuları kapsamıyordu. Son karşılaşmalarımızdan birinde Alamut Kalesi'ne nasıl çıktığını anlatınca, Tahtacı Alevilerine ait "Alamut Semahı"nın Hasan Sabbah ve Alamut'la bir ilişkisi olup olmadığını sormuştum. Bu semahı hiç duymadığını ve mutlaka dinlemek istediğini söylemişti. Ertesi gün buluştuğumuzda ben kasedi getirmeyi unutmuştum, ama o unutmamıştı... Başka bir gün sohbette söz Hurufiliğin önderi Fazlullah'a geldi. Hurufiliğin Alevilik üzerindeki etkilerini konuşuyorduk. Merak edip sordum, "Alevilerde çok yaygın olan Feyzullah adı acaba Fazlulla''ın dönüşmüş şekli mi?" Düşündü ve "olabilir" dedi. Akşam ayrılırken, "Hayallah, Fazlullah ve Feyzullah... Neden olmasın? Daha önce niye aklıma gelmedi ki?" diye kendi kendine konuşuyordu. İşte o zaman anladım ki, "unutuyorum" diye sızlanmasına karşın üzerinde çalıştığı konularla ilgili en küçük ayrıntıyı bile unutmuyor.

Son yıllarda ne zaman karşılaşsak hastalıklarından yakınan Melikoff'u, canlandırmanın ve ayaklandırmanın sihirli formüllerini artık keşfetmiştik: İlgisini çeken konularda yeni şeyler keşfetmek, görmediği yerleri gezmek ve sevdiği yemekleri yemek... Bunlar için Fizan'a bile gider. İstediği her şeyi gerçekleştirmek arzusuna hiçbir şey engel olamaz.Kendisine bu konuda yapılan bütün uyarılar boşunadır. Bir Ankara seyahatimizde, havalimanının lokantasında çok sevdiği Hünkarbeğendi yemeyi, ismimiz okunarak uçağa çağrılana kadar sürdürmüştü. Ürgüp'teki bir sempozyum sırasında hastalığına ve uyarılara aldırmaksızın 300 küsur merdivenle Ihlara Vadisi'ne inip çıkmış, sonra iki gün ateşler içinde yatmış, yine de Kayseri'de birkaç saat soluklanıp kenti gezme isteğinden vazgeçmemişti... Önceki yıl da "Hastayım" sızlanmalarını unutup Gökova Körfezi'ndeki Sedir Adası'nda bulunan antik tiyatro ve Apollon Tapınağı'nı, kıyı ile tarihi kalıntılar arasındaki uzun yolu yürümeyi göze alarak bizlerle gezmişti.

Her zaman bakımlı, her zaman şık bir kadındır İren é Melikoff. Rus asıllı olan annesine benzer. Biriyle buluşacağı ve dışarı çıkacağı zaman itinayla süslenir. Ev hali dışında onu kimseler bakımsız görmemiştir. Her kıyafetine uygun bir şapkası vardır. Strasbourg'da üniversite mahallesinde kedileriyle birlikte yaşar. En mutlu olduğu anlar torunları ve kızlarıyla birlikte olduğu andır. Nice yıllara İrené Melikoff, sizi bizlere tanıştıran bütün tesadüflere selam olsun.

© Miyase İlknur - Cumhuriyet Dergi - 11.11.2007


İrené Melikoff üstüne

Melikoff, sonradan anne ve babasından duyduğu bir kaçış hikâyesini, sanki kendisi de görmüş gibi heyecanla anlatır. Rusya'da Ekim Devrimi'nin gerçekleştiği gündür. Bolşevikler iktidara gelmişlerdir, tarih, eski Rus takvimine göre 25 Ekim-7 Kasım 1917. Yalnız bir halkın değil, insanlık tarihinin de dönüm noktalarından, Stefan Zweig'ın deyimiyle "yıldızın parladığı an"lardan biri. Söylemeye gerek yok; bir ana baba günü. Aynı gün, Petrograd'da, petrol krallarından baba Melikoff'un 40 odalı konağında, bir kız dünyaya gelmiştir: Annesi gibi güzel, Slav şarışını tombul bir bebek. Adını İrené koyarlar yavrunun; geleceğin ünlü Türkologu İrené Melikoff'tur bu.

Aile, 1919'da Fransa'ya gelerek, kesin olarak Paris'e yerleşir.

İrené, ilk ve ortaöğrenimini Paris'te yapar. Aile "cultivé" bir aile olduğundan, yetişmesi için hemen hemen bütün koşullar hazırdır. İngiliz mürebbiyesi vardır; İngilizce ilk dili olur. Evde Rusça konuşulduğundan, onu öğrenmek için ayrı bir çabaya gerek yoktur. Okulda ve çevrede konuşma dili, doğallıkla Fransızcadır. Baba Azeri olduğundan, eve gelip giden ahbaplarından Azeri Türkçesine aşinalık başlar.

İrené, Paris'te liseyi bitirdikten sonra, yüksek tahsilini, Paris Edebiyat Fakültesi'nde (Sorbonne) tamamlar. Aynı zamanda, Paris'te Ecole Nationale des Langues Orientales Vi-vantes'ın Türkçe ve Farsça bölümünden mezun olur. Ünlü hocaları vardır: Türkçeyi Jeari Deny ile Adnan Adıvar'dan öğrenir. Farsçayı Henri Masse'den elde eder, Claude Cahen'le Louis Massignon da hocaları arasındadırlar.

Önce Sorbonne'daki Ecole Pratique des Hautes Etudes'den Umur Paşa Destanı adlı çalışmasıyla diploma alır. Onu izleyen la Geste de Melik Danişmend adını taşıyan teziyle edebiyat doktoru unvanını kazanır. Böylece, uzmanlık yaşamı başlar. Kendisini Türkoloji'ye yönelten nedenler vardır. Ailesi bakımından küçük yaşından beri Doğu ile teması olmuştur, babası, Azeri edebiyatının yanı sıra Fars edebiyatını da çok iyi bildiğinden, kütüphanesinde bu konuda yığınla kitap bulunuyordu. Örneğin 14 yaşında Hafız Divanı'nı babasının kütüphanesinde bulur ve okur. Ömer Hayyam ve Sadî Şirazi için de öyle olur. Kendisini Doğu dünyasına "initié" eden önce bunlar olmuştur, bir de, babasının güzel sesiyle söylediği Azeri türküleriyle, çok zengin Kafkasya hatıraları...

18 yaşında Halide Edib'in Ateşten Gömlek'ini okur; bu kitap Atatürk'e karşı bir büyük bir hayranlığa götürür kendisini.

Bunlar gibi, yüksek tahsilini yaparken hocaları olan özellikle Jean Deny ile Louis Massignon ve Henri Masse'nin de, meslek yaşamının ana çizgilerinin çizilmesinde büyük rolleri olur. Türk dilinin derinliğini ve yetkinliğin Jean Deny'den öğrenirken, Louis Massignon da, kendisini Sûfliğe çeker. Meslek yaşamının gelişmesinde, başka ünlü kişilerin etki ve yardımlarını görecektir. Bunlar arasında Salih Zeki Aktay'ı, Ömer Lütfi Barkan'ı, Faik Reşit Unat'ı, Fuat Köprülü'yü özellikle zikretmeli. Barkan'dan bahsederken, "Onun ölümü yalnız kültür dünyası için değil, benim için de büyük boşluk oldu" der; Bektaşiliğe ve Aleviliğe merakını uyandıran da, başta Fuat Köprülü olmuştur.

Melikoff, bilimsel incelemelerine, Türk "epik" edebiyatı ile başlar ve giderek Türk-İslam bâtinî edebiyatında derinleşir. Kendisini bâtınî edebiyata çeken Abu Müslimname olur. Bu konuda, Abu Müslim, le "Porte-Hache" du Khorassan dans la tradion epique turaco-iranienne adlı bir kitap yazar ki, meslek hayatında pek önemli olduğunu söyleyecektir.

1969 yılı, Melikoff'un yaşamında bir büyük dönüm noktası olur. O yıl Bektaşilik üzerinde araştırmalarda bulunurken Alevi dünyası ile karşılaşır. Bir "révolution"dur bu onun için, "manevi bir uyanış" da diyebiliriz; çünkü, bütün yaşamına olduğu gibi, fikri yaşamına da yeni bir yön verir bu. İşte, o tarihten başlayarak çalışmalarında temel konusu, Bektaşîlik, Alevîlik ve Kızılbaşlık olacaktır....

(Server Tanilli'nin, İrené Melikoff'un 1994 yılında basılan "Uyur İdik Uyardılar / Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları" kitabına yazdığı yazıdan alınmıştır)

© Server Tanilli - Cumhuriyet Dergi - 11.11.2007

KimKimdir Alfabetik İsim Listesi (Adı ve Soyadının ilk harfine göre):

A - B - C - Ç - D - E - F - G - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - Q - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - X - W - Y - Z

© AYPA - KimKimdir.de sitesi 01.08.2006-31.01.2007 tarihleri arasında toplam 30.000 kere ziyaret edilmiştir. 11.11.2007 tarihinde bu sayfaya yeni bir sayaç yüklenmiştir:
/