Türk-Alman Odası'nda MÜSİAD krizi çıktı...

SÜPER lüks Türk genelevi Artemis macerasının başlattığı tartışmadan sonra Almanya'daki işadamları arasındaki sıkıntılar büyüyor. Türk- Alman Sanayi ve Ticaret Odası'ndaki (TD- IHK) Türk üyelerle ilgili tartışmalar ağır krize dönüşmek üzere... Artemis kaçamağının yaşandığı 3 Ekim 2007 akşamından sonraki gün yapılan seçimde odanın yönetim kuruluna giren dört Türk üyenin “MÜSİAD destekli” olduğu iddiaları rahatsızlık yaratıyor. İşadamlarının bir kısmını götürenlerin de, MÜSİAD eğilimi olduğu ayrıca iddia ediliyordu. Ancak olay sadece bu iddialar değil... İki büyük sıkıntı giderek su yüzüne çıkmaya başlıyor.

Birincisi, Oda'nın yönetimdeki Türk üyelerin cirolarının düşüklüğü... Alman devleri Siemens, Volkswagen, METRO gibi şirketlerin yöneticileri ile Türk yöneticiler arasında uçurum bulunduğu teması sürekli işleniyor. Odanın yönetiminde büyük dengesizlik var... Alman tarafı çok ağır basıyor. Türk tarafı, bu ağırlık karşısında birer KOBİ ya da “Bakkal gibi” kalıyor. Dengesizliğin, Türkiye'den gelen TOBB heyetinin verdiği blok oylarla oluşmuş olması ise, “Türk hükümeti dolaylı olarak istediği kişileri seçtirdi” yorumlarına neden oluyor. İşadamı örgütlerinin şu andaki en büyük tartışma konusu bu. Ve giderek daha gür sesle yapılıyor.

İkincisi Berlin'den Oda'ya seçilen üye olan Nihat Sorgeç'le ilgili. Bir kısım işadamı, “Daha önce Kemal Şahin aleyhine faaliyette bulundu. Şimdi de MÜSİAD desteğiyle seçildi. Madem Berlin Türk Alman İşadamları Birliği'nden (TDU) ayrıldı, odadan da ayrılsın” diyor. Bu görüşler, TDU içinde de seslendiriliyor. TDU'lu bazı işadamları, Sorgeç'in Berlinli işadamlarının desteği ile Köln'e, yani TD-IHK'ya gittiğini ama bu desteği unuttuğunu, aksine TDU aleyhine bazı tavırlarda bulunduğunu savunuyor. Oda'nın içi bir cadı kazanına dönerken, bazı Türk üyeler istifanın eşiğinde... TD-IHK'nın yeni başkanı olan Freiherr von Leopraechting'in basınla ilişkilerinin iyi olduğunu söylemek çok zor... Biraz ketum ya da çekimser, tam bilemiyoruz. Basınla ilişkileri, sadece demeç vermek ya da röportaj isteyenleri yanıtlamak olarak gören bir çevresi olduğu kesin... Çünkü, bu iki durum dışında hemen hemen hiç bir etkinlik göze çarpmıyor.

Oda başkanının, Türk üyelerle ilgili bu tartışmayı bilmemesi olanaksız. Dört Türk üyeden üçü ile ilgili belgeler kendilerine gönderilmiş. Üç Türk üyenin şirketlerinin durumu, sermayesi, iflas edip etmediği gibi konuların hepsi bu belgelerde var... Konu da çok sıcak... Oda'nın sıcak konuyla ilgili nasıl açıklama yapacağını doğrusu merak etmeye başladık. Zaman “Susarak geçiştirme” zamanı değil. Aksi halde oda yavaş yavaş eriyecek.

 -- / / / --

Bir küçücük fıçıcık...

BERLİN'deki zayıflama merkezinin, başkonsolosun fıçı içinde çekilmiş fotoğrafını afiş yapması günün konusu... Her toplantıda şu bilmece soruluyor: “Bir küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk, bu nedir?” Sonra da karşıdan beklemeden yanıt veriliyor: “Yılmaz'ın yağ yakma merkezi...” Berlinliler böyle neşesini bulurken, afişlerin tümünü toplatamayan zayıflama merkezi sahibi Yılmaz Aras'ın büyük azar işittiğini de hatırlatalım...

 -- / / / --

BUNU NOT EDİN

Yurt dışındaki hizmetleri karşılığı Türkiye'den borçlanarak emekli olan bir kişi, bir daha yurt dışında çalışamaz. Çalışırsa, Türkiye'deki emekliliği iptal edilir. Kişi çalışacaksa, Türkiye'ye durumu bildirip emekli aylığını durdurarak istediğini yapabilir. Bu durum, Türkiye'deki Türk emekli ile yurt dışındaki Türk emekli arasında kanun önünde eşitsizlik demektir. Yeni çıkacak yasanın da bu eşitsizliği gidermediğini söyleyebiliriz.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 26.01.2008

Döner odası: Biz uyum sağladık, boşuna yemiş

ALMANYA Türk Toplumu başkanı Kenan Kolat'ın, “Ben patatesli ve bol mayonezli körili suçuğu (sosisi) dönerden daha çok severim ve yerim” sözlerine farklı tepkiler geliyor.

Köln'de kurulma çalışmaları artık son noktaya gelen Avrupa Dönerciler Odası, “Döner çoktan uyum sağladı. Böyle şeylere gerek yok. Boşuna domuzlu sosis yiyor” açıklamasını yaptı.

Dönerciler Odası Başkanı Yunus Altınsoy, dönerin Avrupa'da artık bir marka haline geldiğini vurguluyor.

Yunus Altınsoy

Odanın amacı da bu markayı, sistemli ve en iyi şekilde işler hale getirmek. Almanya Türk Toplumu Başkanı'nın sözlerini yadırgadığını söyleyen Altınsoy, aslında haklı.

Döner artık Almanya'nın milli yemeği. Almanlar ona, o Almanlar'a uyum sağlamış. Yan ürünleriyle, ilginç soslarıyla...

Kuzey Amerika'da, döneri Alman ürünü olarak tanıyor bir çok ülke. İspanya'nın bazı bölgelerinde yine aynı.

Olay o kadar büyüdü ki, bırakın döneri tanıtmayı, kendi ürünümüzü kaptıracak hale geldik.

Kimbilir, belki de sayın Kenan Kolat'ın çabası “körili sosisi kurtarma” çabasıdır...

Öyle ya, dönere saldırıların dönem dönem sürdüğü bir dönemde “Ben döner değil, patatesli ve bol mayonezli körili sucuk yerim” demesinin bir anlamı olsa gerekir. Koskoca başkanın Alman basınına şirin görünmek için bu cümleyi yazmış olabileceğini düşünemiyoruz.

Okurun da kafası karıştığından olsa gerek, “Körili sosis” yazımıza ilginç tepkiler geliyor. Kimi “Bırakın yesin canım” diyor... Kimi de, “Biz yabancılar ülkemizde, şiş kebap yiyip rakı içince seviniyoruz. O da Almanlar'ı sevindirmek istemiş olabilir” yorumunu yapıyor.

Aslında kimsenin ne yediğine ne de içtiğine karışmak gibi bir niyetimiz var. Avrupa'da 350 bin kişiye ekmek veren, binlerce işadamımıza ve dolaylı olarak ülkemize katkı sağlayan ürünün, hiç ilgisi olmadığı halde bir “konuk köşe yazısı”nda kullanılmasını anlayabilmiş değiliz.

Korkumuz işin altında başka işler olması...

Söz konusu kişi, Almanyalı Türkler'in başı olarak sadece bir kez 50 kadar Türk'le eylem yapmıştı.

O da, Irak'ta yakalanan Alman kadın ajan için... Bir keresinde de, sözde Ermeni soykırımı tezlerini savunanlarla birlikte yemekte yakalanmıştı. Perde önünde Türk toplumunun başkanı olan Sayın Kolat'ın, perde arkasında Türk toplumunun zıddına işler yaptığı herkesin malumu... Bu yüzden, bu döner çıkışının bir “hata” ya da “rastlantı” olduğuna inanmıyoruz...

Kenan Kolat, bir şeyi böyle söylüyorsa vardır bir hikmeti. Ey dönerciler şimdiden dikkatli olun...

 -- / / /--

Ticaret Odası'na üç Türk'le ilgili belge

ARTEMİS kaçamağı iddiları, Almanya'daki işadamları arasındaki çelişkileri büyüttü.

Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası'nın üç Türk üyesi tartışma konusu. Berlin'den gelen üye konusundaki tartışmalar ise daha farklı. Ona sonra değineceğiz...

Alman devlerinin yanı sıra, odanın yönetiminde bulunan üç Türk ya da Türk kökenli işadamıyla ilgili belgeler, oda yönetimine iletilmiş durumda. İkisinin iflası, birinin de şirketinin eşinin üzerinde olduğu ile ilgili belge bunlar. Bakalım oda ne yapacak? Dur ve bekle politikası mı, yoksa derin ayrılıklar mı söz konusu? Henüz bilemiyoruz...

 -- / / /--

BUNU NOT EDİN

Bir AB üyesi ülke vatandaşı ile evlenen Türk, onunla birlikte otomatikman serbest dolaşım hakkı elde eder.

Aile birleşiminin gerçekleşmesinden sonra, her türlü işe girme hakkı da gerçekleşir. Türk vatandaşı bir işte çalışmıyorsa, üç yıldan az süren bir evlilik halinde ülkeyi terk etmesi baskısıyla karşılaşabilir. En azından bir yıllık çalışma, Türk vatandaşına ülkede kalma ve işine devam etme hakkı sağlar.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 25.01.2008

Türkler'in başı, döner değil domuz sucuğu yiyor

BERLİN'de yayınlanan Berliner Morgenpost gazetesinin 2 Ocak 2008 tarihli sayısında ilginç bir okur yorumu yayınlandı. Yazarı, Almanya Türk Toplumu (ATT-TGD) Başkanı Kenan Kolat'tı. Nedense bu yorum Almanya'daki Türk basınının dikkatinden kaçtı. Ya da “Çeşitli ilişkiler” nedeniyle görmemezlikten gelindi. Bu ilişkiler, başka bir yazı konusu. Gelelim bay başkanın, yani “Obertürk”ün yorumuna... Almanya'daki Türkler'in “Artık kağıt üzerinde” en büyük çatı kuruluşu olan Almanya Türk Toplumu'nun başkanı Kenan Kolat, Berlin'i neden sevip sevmediğini anlatıyor. Berlin'i düzensizliği, rahatlığı ve dünyaya açıklığı nedeniyle sevdiğini söylüyor.

Övgüler düzdükten sonra ekliyor: “Aslında ben Berlin'in körili sucuğunu patates ve bol mayonezle yemeyi, döner yemekten daha çok seviyorum.” Haydi buyrun burdan yakın. Berlin'in sanatı, kültürü, yapısı anlatılırken araya sokuluveren ilginç bir cümle... Bilenler için Almancasını da yazalım. Ki çeviride bir hata olmasın: “Tatsachlich esse ich eine Berliner Currywurst mit Pommes und ganz viel Mayonnaise, viel besser als einen Döner.” Almanya'da körili sucuk (Curry Wurst), çoğunlukla domuz etinden yapılır. Öğütülmüş domuz etine, sığır karıştırıldığı da olur. Kenan Kolat'ın bunu bilmemesine imkan yok... O Almanya'da okumuş, yıllarca Berlin'de sosyal danışmanlık yapmış, yaşamış biri. Öyle ki, Berlin'de kendini iyi hissettiğini, kalbinin bu kentte olduğunu ve “Denizi olmamasına” rağmen taşınmak istemediğini yazıyor sayın Kolat. Sevmediği yanı, olmayan şeyi olsa da bu kısımlar ayrıntı.

Üstteki ana cümlede Kolat'ın ince mesajı var ve herkes bunu farklı algılıyor... Kimilerine göre Kenan Kolat, körili sucukla Almanlar'a “Artık sizdenim” mesajı veriyor. Kimine göre, “Bakın ben uyum sağladım, döner yiyenler uyumsuz” diyor. Çifte vatandaş olan, eşini SPD'den milletvekili yaptıran, biraz eleştirenleri eşinin Kelkitli olmasından kaynaklanan güçle susturmayı seçen Kenan Kolat'a şimdi Berlinliler “Uyum Terminatörü” adını takmış. Bu öylesine bir uyum ki, kendi ürünü döneri bıraktırıyor insana. Domuzlu sucuğa terfi ettiriyor. İşte bu çelişkiyi, geçenlerde Artemis yüzünden hayli tartıştığımız Berlinli döner üreticisi Remzi Kaplan'a sorduk. “Ben Kenan'la konuştum” dedi ve ekledi: “Ortada yanlış anlama var. Öyle demek istememiş. Gazete çarpıtmış...” Kişinin kendi imzalı yorumunun çarpıtılması da bir ilk olsa gerek!

Neyse, Almanya özgür bir ülke. İsteyen istediğini yer... Sayın Kolat'a körili sucuğu afiyet olsun. Endişemiz, yarın öbür gün Almanlar'ın kalkıp “Uyum için siz de körili sucuğa başlayın. Bırakın döneri” demeleri... “Obertürk” örnek olduğuna göre...

 -- / / / --

MESAJ DEFTERİ

İkinci oylar önemli

Almanya'nın Asağı Saksonya ve Hessen Eyaletleri'nde önümüzdeki dört senenin kaderini belirleyecek eyalet seçimleri yapılacak. Bu seçimlerde iki oy hakki bulunuyor; birinci oy doğrudan seçilecek milletvekili adayina verilmektedir. İkinci oy ise bir siyasi partinin eyalet listesine verilmektedir. Eyalet Meclisi'ne girecek milletvekillerinin adedini ikinci oylar belirlemektedir ve bu yüzden daha da önemlidir. İstenilen sayıda olmasa dahi Alman vatandaşı ve seçmen olan insanlarımızın hepimizin adına bu seçimlere büyük oranda katılıp biz Türk göçmenlerin haklarını en iyi şekilde koruduğuna inandığı siyasi partiye, bilhassa ikinci oyunu vermesini dileriz. Seçime katılma bir vatandaşlık görevidir ve sizi başkalarının seçtiklerinin yönetmemesi için mutlaka seçime katılınız.

Remzi KOÇAK / ALMANYA
Türk Göçmenleri Yuvarlak Masa Koordinatörü

 -- / / / --

BUNU NOT EDİN

AB üyesi ülkeler ya da Türkiye dışındaki bir ülkede eşinden boşanan bir Türk vatandaşı, bu boşanma kararını Türkiye'de tanıtmak için yeniden dava açmak zorundadır. Adeta ikinci bir boşanma davası niteliğinde görülen bu davalar oldukça uzun sürüyor. Bu nedenle, boşanmak isteyen yurt dışındaki bir Türk vatandaşının ilk boşanma davasını Türkiye'de açması ve oradan çıkan kararı yurt dışında tanıtması daha mantıklıdır.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 24.01.2008

Avrupa Hürriyet için dostane bir uyarı...

BU yazımızın başında bir noktayı özellikle vurgulayalım;

“18 yılımızı verdiğimiz kurum, Türk basının Amiral Gemisi Hürriyet'e kesinlikle zarar verme niyetimiz yok. Sadece bazı gelişmelerle ilgili uyarı görevimizi yapmak istiyoruz.”

Bir dönem patronluğumuzu yapan Sayın Aydın Doğan ve Yayın Yönetmenimiz olan Sayın Ertuğrul Özkök'e karşı “Vicdani sorumluluğun gereği”ni de yerine getirdiğimize inanıyoruz.

Okurlarla paylaşmamızın nedeni, konunun kamuya yansımış olmasıdır.

Bir süredir gazetenin manşetlerindeki, köşelerindeki bazı ifadeler Almanlar ve Türkler'in tepkisini çekiyor.

Berlin'de, yerel parti örgütlerinde, toplantılarda “Ne yapmak istiyor bunlar?” diye konuşuluyor.

Sol Parti Milletvekili Gıyasettin Sayan gazetenin Berlin bürosuna telefon açıp şefiyle, “Irkçılık yapıyorsunuz” diye tartışıyor.

SPD'li Lale Akgün, “Tatort olayını kötü kullanıyorlar” diye dert yanıyor.

Haberler, makaleler Almanca'ya çevriliyor.

İnceden inceye taranıyor...

Öyle ki, Alman basını Hürriyet'i incelemeye alıyor ve bazı manşet örnekleri Focus Dergisi tarafından pazartesi günkü (dün) sayıda yayınlanıyor.

Hürriyet'in haberlerinden örnekler veriyor Focus.

İşte Focus'un bazı başlıkları ve spotlardan yaptığı alıntılar:

  • “Müslümanlara nazi uygulaması. Bir tek sarı yıldız eksik...”
  • “Toplama kampları...”
  • “Irkçılık... Alman savcı, ‘yabancılar genetik olarak suçlu' dedi.”
  • “Göçmenlere karşı linç kampanyası.”

Focus Dergisi'nin haberinin tam tercümesini aşağıda sunuyoruz.

Almanlar ve sağduyu sahibi Türkler'in “Yakından izlediği” önemli bir nokta yorumlar...

Üçüncü sayfadan, Bekir Coşkun'un yerinde pazartesileri çıkan yazıdaki mesajlar “Tehlikeli” bulunuyor.

Ki, bizce de öyle...

31 Aralık günü bu köşeden “West Side Story- Deutsch Side Story” başlıklı yazıda, Almanya'da yayınlanan bazı TV filmleri eleştiriliyor ve şöyle deniliyor:

“Bunlar sanat mı? Kuşkusuz Hitler'in Propaganda ve Sanat Bakanı Goebbels'in övgüsünü kazanabilecek filmler. Çünkü yabancı düşmanlığını körüklüyorlar.”

Dün yine aynı köşeden başka bir alıntı:

“Almanlar'ın ilginç bir sözü var: Hassprediger. Yani ‘Nefret vaizi'. ... Alman tarihinin en büyük nefret vaizi kuşkusuz Hitler'dir. Aynı yöntemin bugün Koch tarafından kullanılması üzücüdür. Koch bu sözlerle nefret oylarını toplar... ...”

Üstelik köşenin birinci sayfadaki anonsu, başyazar Oktay Ekşi'nin yazısının yerinde...

Hitler'le kıyasladıkları Koch, Hessen Eyaleti'nin başbakanı ve yeri gelince “Eleştirilecek yönleri olsa da”, Türkler'e verdiği önemi gösteren biri.

En önemli yardımcılarından biri, Türk.

Herkesin yakından tanıyıp sevdiği Yaşar Bilgin...

Herkesin bildiği bazı gerçekler var...

Almanya'da, Yahudi soykırımını inkar suçtur.

Aynı şekilde, bir politikacıyı “Eleştirilebilecek bazı sözleri” nedeniyle, soykırımın baş mimarı Hitler'e benzetmek de suçtur.

Vakit'i Almanya'da bitiren “küfürbaz” yazarı Hasan Karakaya'nın benzer söylemleri olmuştu.

Hürriyet, tabii ki Vakit'le bir değil.

Ama yapılan büyük hatalar, üst üste konulunca sıkıntılı bir durum olduğu da gerçek.

Meslektaşlarımızı uyarıp çok geçmeden “Büyük bir hatadan” dönülmesini sağlamak istiyoruz.

Çünkü Hürriyet hepimizin...

 -- / / / --

FOCUS'un haberinin tam metin çevirisi

Alman Focus Dergisi'nin Pazartesi günkü sayısındaki haber aynen şöyle:

“Basın: Türkler'e karşı haçlı seferi

Suçlu Alman politikası: Gençlik saldırılarından sonra Türk gazeteleri zehirli sözlerle saldırıyor.

ALMANYA'da korkunç işler oluyor: “Toplama kampları! Almanya suç işleyen göçmen gençleri toplama kampları gibi merkezlerde topluyor.”

Türk gazetesi Hürriyet (Freiheit), kendi deyimiyle 700 000 olan okurunu böyle bilgilendiriyor. Logosunun altında milliyetçi “Türkiye Türkler'indir” sloganı bulunan ve göçmenler arasında bir numara olan gazetenin kelime anlamı, özgürlük.

Ve bu kitle gazetesi, bu özgürlüğün hakkını da metroda bir gencin emekli Alman'a saldırısı olayından sonra da çok iyi veriyor.

Hessen Eyalet Başbakanı Koch'un başlattığı suç işleyen gençlerin sınır dışı edilmesi veya eğitim merkezlerine gönderilmesi önerisini ise bu gazeteciler “Üçüncü Reich” dönemindeki toplama kamplarına benzetiyorlar. Ve Almanya'daki Türkler'in “Öncü basını”, Koch'un göçmenlere karşı linç kampanyası düzenlediğini ekliyor.

Karşılaştırılamayacak oranda fazla olan Türk, Arap ya da Rus kökenli gençlerin katıldığı saldırılarda Hürriyet, kurbanları sorumlu görüyor. Bu olayların, her yerde “Pis Türkler” diyen Almanlar'a cevap olduğu teması vurgulanıyor. Hessen Eyaleti seçim kampanyası ve Almanya'nın göçmen politikası “Türkler'e karşı bir haçlı seferi” olarak gösteriliyor.

Gerçekler bir anlam ifade etmiyor. Berlinli Başsavcı Roman Reusch, Berlin'in düşük gelirli semtlerinde suç oranının sınırları çok aştığını belirtmesi ise, Hürriyet tarafından “Irkçılık” suçlamasıyla karşılaştı. Ayrıca başsavcının “Yabancı gençler genetik olarak suçlular” dediğini de, demediği halde öne sürüldü.

SABAH gibi bazı bulvar gazeteleri de Almanya karşıtı ortamı destekliyor. Baden Württemberg Eyaleti'ndeki kamu kurumu niteliğinde olan ve ceza almış gençlerin bulunduğu Seehaus Leonberg'le ilgili yalan yazıyor ve büyük harflerle “Burada zorla Hristiyanlaştırılıyorlar” (13 Ocak 2008) diye başlık atıyor.

Türkiye Araştırmalar Merkezi Direktörü Faruk Şen'e göre, bu tür kampanya benzeri seslerin nedeni, geçen yılın yaz aylarında başlattığı zorunlu Almanca testi ile aile birleşiminin zorlaştırılması. Bu duyguları körükledi... Türk basını bütün gücüyle Alman politikasına saldırıyor. Noelden bir gün önce Hürriyet, Türklerin olası hislerini şu başlıkla duyurdu:

“Müslümanlara Nazi davranışı (tavrı). Sadece bir sarı yıldız eksik...”

Focus haberinde, Hürriyet'ten üç, SABAH'tan bir sayfa kullandı. Hürriyet'in 26 Aralık 2007, 5 ve 6 Aralık 2008 tarihli sayfalarına yer veren dergi, SABAH'ın da 13 Ocak 2008 tarihli Avrupa sayfasını kullandı.

Hürriyet'in ilk küpürü için yazılan resimaltı şöyle:

“IRKÇILIK”: Hürriyet Başsavcı Reusch'un yabancıların “genetik suçlu” olduğunu yazdı.

Hürriyet'in ikinci küpürü için yazılan resimaltı şöyle:

“TOPLAMA KAMPI” 700 000 göçmenin okuduğu öncü basın, aktüel tartışma konusu olan eğitim kamplarını böyle niteledi.

Hürriyet'in üçüncü küpürü için yazılan resimaltı şöyle:

“ALMANYA BİZİ NE HALE SOKTU” Hürriyet, metro saldırganıyla ilgili haberinde politikayı sorumlu tuttu. Saldırgana çocuğunu göremeyeceği için acıyor.

SABAH'ın küpürü için yazılan resimaltı ise şöyle:

“HRİSTİYANLAŞTIRMA”: Bulvar gazetesi SABAH, “Onları zorla Hristiyanlaştırıyorlar” diyerek bir kamu kuruluşuyla ilgili haberi veriyor. "

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 22.01.2008

Bakan 4 mühendis vermedi biber piyasasını İspanya kaptı

BAŞTA Almanya olmak üzere, Avrupa'nın bir çok ülkesindeki Türk ya da Türk kökenli işverenler Türkiye'nin bir temsilcisi gibi çalışıyor.
Onlar hem bulundukları ülkenin hem de Türkiye'nin işadamı.
Bir çoğu üretimini Türkiye'de yapıyor ya da malını Türkiye'den alıp Avrupa ülkelerine pazarlıyor.
Özellikle de gıda sektöründe bu böyle...
Ama, bilinçsiz üretim ya da saklama-paketleme nedeniyle kaleler birer birer düşüyor.
AB'nin aradığı standartlarda üretim yapılamaması yüzünden kırmızı pul biber ihracatını Meksika ve Şili'nin biberini pazarlayan İspanya'ya kaptırdık.
Öyküsü hayli ilginç...

1991'e kadar Antep usulü, yedikten sonra acısını veren Türk kırmızı pul biberi Avrupa'nın baş tacıydı.
Avrupa'daki Türkler'in de...
Biber ihracatı ile bölge yılda 20 milyon Euro kazanıyordu.
1991'de alfatoksin, yani küf oranının yüksekliği yüzünden AB, Türkiye'den bibere engel olmaya başladı.
Ardından Türk ihracatçıların başlattığı mücadeleler sonuçsuz kaldı.
Son yıllarda yeniden küçük partiler halinde Türkiye'den biber getirtilmeye başlandı.
Üretici bilinçlendi sanılırken, yine aynı sorun çıktı; Alfatoksin (küf) oranı yüksekti...
Çözüm için geçen yıl Türkiye'den Brüksel Büyükelçiliği'nde, Türk-Import Yönetim Kurulu üyeleri ile, bir önceki AKP hükümetinin Tarım Bakanı Mehdi Eker bir araya geldi.
Toplantıda Türk-Import yöneticileri Mehmet Gülkılık ile Mustafa Baklan da vardı.
Avrupa'ya iş yapan Türk işadamlarının kurduğu örgüt Türk- Import'un yoğun çabalarıyla buluşma gerçekleşti.

Bakandan üreticinin bilinçlendirilmesi ve küfün düşürülmesi için yardım istendi.
Bakan, “Bunu nasıl yapacağız?” diye sordu.
Türk-Impart Yönetim Kurulu üyesi olan, Avrupa'ya mal satan Türk işadamları “Üretim yapılan bölgelere dört tarım mühendisi koysanız, köyleri dolaşıp kontrol etseler sorun çözülür” dedi.
Bakan, “Parasını siz ödeyin de tutalım o zaman” yanıtını verdi...
Türk- Importçular, bu cevaba karşı ne diyeceklerini şaşırdıklarını söylüyorlar hala...
Türkiye'nin ürününü denetleyip 20 milyon Euro'luk ihracat yapması için neden mühendis tutmaları gerektiğini bilemediklerinden olsa gerek, “Sağolun sayın bakanım” deyip konuyu kapatmışlar.

Sonuçta AB Türkiye'den aşırı küf nedeniyle pul biber ithalini tamamen durdurdu.
İspanya, Meksika ve Şili'nin biberlerini “isot” diye Avrupa ülkelerindeki Türk işadamlarına, Türk tüketicilere ve AB üyesi ülkenin tüketicilerine satıyor.
Sırada ne mi var?
Onu da söyleyelim; Antep fıstığı...
Bu aralar, AB üyesi ülkeler “Antep fıstığında çok fazla alfatoksin var” diyor.
Getirilen malların bir kısmı geri gönderiliyor.
Çok yakında onun da ithaline engel çıkması bekleniyor.
4 tarım mühendisini görevlendirmeyen bakanlar olduğu sürece, biz daha çok kaybederiz...
Çoook...

 -- / / / --

Ankara Gümrüğü, bir TIR dolusu yardımı ne yaptı?

TÜRKİYE ilginçlikler ülkesi...
Uluslararası ilişkiler söz konusu olunca bu durum daha da dikkati çekiyor.
Almanya'daki ünlü Türk gıda üreticisi BAKTAT'ın, Çorum'un Alaca Kaymakamlığı'na gönderdiği yardım malzemelerinin başına gelenler üstteki yargıyı doğruluyor.
İlçeye yardım için gönderilen ve kaymakamlığın da onay verip beklediği yardım olan bilgisayar, kitap, okul çantası, okul malzemeleri ve 55 sakat arabası dolu TIR, üç haftadır Ankara Gümrüğü'nde bekletiliyor.
Malları gönderen firmanın tüm belgeleri tamam...
Ama Ankara Gümrüğü, şu iki sorunun yanıtlanmasını istiyor:
1) Alaca Kaymakamlığı gerçekten kamu tüzel kişiliği mi?
2) Kaymakamlıktan bu hibe karşılığı para alınmayacağı doğru mu?
Tam bir komedi.
Yine de şirket, her iki soruya da yeniden yazılı cevap iletti hemen.
Ama TIR hale gümrüğün parkında yatıyor.
Türkiye'ye hibe yardım gönderen BAKTAT hem gönderdiği yardımla rezil oluyor hem de üzerine bir de depo parası ödüyor...
Türkiye ilginç değil de ne şimdi?

 -- / / / --

BUNU NOT EDİN

Yıllar önce Almanya'da çalışıp da kesin dönüş yapmışsanız, yaşınız 65'e geldiğinizde çalıştığınız eski firmadan ikinci bir emekli aylığı alma hakkınız var.
Bir tür yardımlaşma sandığından (Betriebsrente) kaynaklanan bu aylığı alabilmek için eski firmanızla yazışmanız gerekiyor.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 21.01.2008

Claudia Roth'un müstakbel Türk eşine vize engeli...

EVET bu söz doğru ama ortada henüz bir “Türk eş adayı” yok. Alman Yeşiller Partisi'nin eşbaşkanı Claudia Roth'un yakınmasından çıkan sonuç bu. Sempatik politikacı Roth, Aşağı Saksonya eyalet seçimi için son hazırlıklar yapılırken dün Hannover'deydi. Avrupalı Türk İşadamları Birliği'nin (BTEU) toplantısında...
Başkan Ahmet Güler, seçimlerde politikacılara ayrım yapmadan yer verdiklerini, en çok da Yeşillerle anlaştıklarını söylüyor.

Katılımcılardan edindiğimiz izlenime göre de her toplantıda Türklerle politikacılar arasında tartışmalar yaşanırken bu kez tartışma olmadı, aksine uyuşma sağlandı. Çünkü Claudia Roth, son dönemlerdeki sıkıntılar, yabancılar üzerine üretilen politikalar ve aile birleşimine getirilen “Tuhaf” engeller konusuna değindi.
Bir Türk kadar dertliydi.
Özellikle aile birleşimi öncesi Almanca şartı ve Alman vatandaşının getireceği eşleri için de aranan belli oranda aylık şartına takılmıştı.
Roth toplantıda durumu şöyle özetledi:
“Şartlar o kadar ağırlaştırıldı ki, ben Türkiye'den kısmet bulsam onu getiremeyeceğim. Yanıma, Almanya'ya alamayacağım. Böyle saçma şey olmaz.”

Bu sözleri alkış alan Roth, konuyu sağ partili bir milletvekiline anlatmaya çalıştığını ancak aldığı cevabın çok garibine gittiğini ekledi.
Roth, şöyle devam etti:
“CDU'lu arkadaşım, sen de Japon ya da ABD'li ile evlen dedi. Türk şart mı diye de sordu...”
Türk olması belki şart değil ama, CDU- SPD hükümeti çıkardığı yasayı öyle bir ayarladı ki, dünya üzerinde “sadece Türkler” olumsuz etkileniyor. Onlar Türkiye'den eş getiremiyor.
Eritre'den bile evlenseniz, tak eşinizi yanınıza alabiliyorsunuz.
Ama Urfa'dan gelin getirmek isterseniz, önce ona Almanca öğreteceksiniz ya da öğrettireceksiniz. Sınavı geçerse gelecek, geçemezse artık Allah kerim...

Bir çoğunuzun bildiği gibi Claudia Roth, Bodrum'u ikinci vatanı edindi. Özellikle yaz aylarında tatilinin büyük bölümünü orada geçiriyor.
Daha önce bir çok kez “Türk koca olabilir mi?” sorularına, “Neden olmasın ki, ama ciddi biri yok” diye yanıt veriyordu.
Aile Birleşimi vizesi konusunda bam teline basan Roth'un, bir Türk aşk bulup bulmadığını henüz bilmiyoruz. Sorunu iyi teşhis edebildiğine göre, bir şeyler olması da yakındır belki.
Roth'un samimi sözlerini dinleyenler “Sana Türk koca bulalım” diye hayli takılmışlar...
27 Ocak seçimi öncesi bu toplantı, belki mutlu bir yuvanın habercisi olacak.
Kimbilir?

 -- / / / --

Berlin'de yayın yapan TD1 üç aydır niye suskun

Berlin'de yayın yapan TD1 isimli özel televizyon kanalı Kasım ayından beri suskun.
Ekran simsiyah. Yani yayın yok...
Gerekçeleri farklı anlatılsa da, temelde kanalın sahibinin kablo parasını ödememesi yatıyor.
Çalışanların paralarını doğru dürüst alamadığı iddiaları cabası.
Tabii söylemeye gerek yok, her Berlinli Türk işadamı gibi TD1'in patronu olan Dursun Yiğit de, adı son Artemis olayı nedeniyle hayli yıpranan Berlin Alman Türk İşadamları Birliği (TDU) üyesi...
Geçenlerde bir üye konuyla ilgili dert yanıyordu:
“TD1 Kasım ayından beri ortada yok. TDU'nun başkanı, çocuğa yardımcı olalım diye bizlere başvuruyor. Yayın yapmayan televizyona para toplamak neyin nesi anlayamadık gitti.”
Bakalım Berlin TD1, TDU'luların parasıyla yeniden yayınına kavuşabilecek mi?
Merakla bekliyoruz...

 -- / / / --

SORU- CEVAP

Vatandaşlık uyarısı benim için geçerli mi?

E.T. (Idstein): Çifte vatandaşlarla ilgili yaptığınız, “Türkiye'ye bildirin” uyarısı, Almanya'dakiler için de geçerli mi? Durumu net olarak hatırlamıyorum. Galiba ben 1992'de çifte vatandaş olmuştum. Askerlik sorunu da çıkıyor çünkü.

CEVAP: Sayın okurumuz, Alman vatandaşlığına geçtikten sonra yeniden Türk vatandaşlığını aldığınız anlaşılıyor. Türkiye'nin bilgisi ve onayı dahilinde her şey olmuş görünüyor. Böyle olunca, sizin vukuatlı nüfus kaydınızda, “Aynı zamanda Alman vatandaşıdır” kaydı düşülmüştür. Sizin ayrıca bir işlem yapmanıza gerek yok. 2000 yılından önce çifte vatandaş olduğunuz için, Alman vatandaşlığınız da tehlikede değil.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 19.01.2008

Ankara'dan Berlin'e: "Geneleve gidenleri bulun"

ALMANYA'da patlayan ve Türkiye'deki işadamları ile Berlin'deki işadamlarının adının karıştığı “Türk genelevi Artemis”le ilgili skandal farklı boyutlara taşındı.
Türkiye'nin Berlin Başkonsolosluğu, Ankara'nın talimatıyla “Berlin çapkınlarını” arıyor.
Duyumlara göre, Ankara'nın talebi “Geneleve tüyen işadamları ile AKP'li vekilin kimliği”ni öğrenmek.
Tablo aslında çok ilginç...
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) heyetinden bir grupla Berlinli Türk- Alman İşadamları Birliği (TDU) üyesi bir grubun karşılıklı suçlamasına henüz yalanlama yok.
Gelecek gibi de değil, çünkü “Hukuken açıklanamayan” isimler ortada.

Yine de Türkiye'nin Berlin Başkonsolosluğu, ne yapacağını şaşırmış durumda. Geneleve kaçanların kim olduğunu “Resmen tespit” etmeleri pek kolay görünmüyor.
Bilinen ama tespit edilemeyen gerçekler her şeyi karıştırıyor. Özellikle de milletvekilinin ismi “Sır” olarak tutuluyor.
Olayı zaten biliyorsunuz. TDU içinden gidenler olduğuna dair iddiayı TOBB'un Almanya ayağındakiler ortaya atıyor. TOBB'la gelen 100 işadamı içinden kimlerin Artemis'e gittiğini de, götürenlerin dışında TOBB'un Almanya uzantısı Türk- Alman Sanayi ve Ticaret Odası'ndaki Türk üyelerle, bazı TDU'cular biliyor...
Vekili götüren işadamını da Berlin'in yarısı tanıyor...
İşte, herkesin bildiği ama kimsenin “Resmen” açıklamadığı gerçekleri başkonsolosluğun Ankara'ya nasıl raporlayacağını doğrusu biz bilemiyoruz. Anlaşıldığı kadarıyla bir haftadır olayın peşindeki konsolosluk yetkilileri de bilemiyor.
Ki, öğrendiğimiz kadarıyla bir adım arpa boyu yol alınamadı.

Artemis yetkilileri “Meslek sırrı” ya da Almanya'daki ünlü deyimiyle “Datenschutz” (Kişisel Bilgileri Koruma) diyeceklerinden, konsolosluktakilerin durumunun gerçekten zor olduğu ortaya çıkar.
Şimdiye kadar Ankara'dan yurt dışındaki bir temsilciliğe “O çapkınları bulun” talimatı gelip geldiğini duymamıştık. Demek ki, sadece genelev kaçağı işadamlarının “Kutsal ittifakı” bozup birbirini ihbar etmesi ilk değil. Olay, bu yönüyle de bir ilk...

Bir yanda 200 milyar öte yanda iflas...

İşadamlarının Artemis genelevi skandalı, başka olayları da tetiklemiş görünüyor. Özellikle de, TD-IHK'nın içi karışık. Köln merkezli bu çatı örgütünün Türk ve Alman Yönetim Kurulu üyeleri arasında uçurum var.
Bir yanda, 200 milyar Euro'ya hükmeden Alman Volkswagen, Siemens, METRO yöneticileri; diğer yanda ise eşinin üzerine 25 bin Euro'ya şirket kurmuş ya da iflasını vermiş Türk yöneticiler var. Bu da Artemis'in perde arkası...
Yakında ona da değineceğiz...
İlk fırsatta...

BUNU NOT EDİN

  • Çifte vatandaşlığı kabul eden İngiltere, ABD, Kanada, İsviçre, Fransa, Belçika gibi ülkenin vatandaşlığını alan Türkler, bu durumu mutlaka Türkiye'ye bildirmeli.
  • Aksi halde, Türkiye “İzinsiz başka ülke vatandaşlığına geçtikleri” gerekçesiyle bu durumdakilerin Türk vatandaşlığını kaybettirecektir.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 18.01.2008

Gül'ün berberi: 'Saçlarını boyatmaz, jöleyle parlatır'

CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül'ün, her Almanya ziyaretinde berberliğini yapan 38 yaşındaki Nuri Tanış, aslen Maraşlı...
Şimdi ise Mannheimlı...
Cumhurbaşkanı seçilmeden önce sık sık Abdullah Gül'ün de bu kente geldiği biliniyor.
Peki neden Mannheim?
İşte burasını tam bilemiyoruz ama öncelikle şöyle bir bakalım...
Aldırmayın siz, “Türkler denilince” Berlin'in ya da Köln'ün adının ön plana çıktığına...
Almanya'da göçmen Türkler'in asıl yeri Mannheim'dır.
Bazı sokaklarda Alman bile göremezsiniz. Sanki İstaklal Caddesi, Kordonboyu ya da Kızılay'dasınızdır.
Bir yanda cağ kebabı kokuları, diğer yanda Türk simidi, baklavacılar... Türk diskoları, Türk kahveleri... Aradığınız her şey orada... Komşu kentlerden her hafta sonu, Türkiye havası koklamaya gelenler orada. Her çeşit insan da orada...
75 milyonluk Türkiye'nin her köşesinden 50'şer 100'er kişi toplanmış buraya dolmuş sanki.

Cumhurbaşkanımız Gül de, en son Dışişleri Bakanı olmadan önce buradaydı.
Berberi Nuri, her geldiğinde kendisine uğrayıp saçını kestirdiğini anlatırken, bakan olunca gelmediğini, cumhurbaşkanı seçilince de kendisiyle bir daha görüşemediğini belirtiyor.
Mannheim'in Strasbourg'a yakınlığı ve Gül'ün eşinin bir dönemler burada açtığı dava akıllara geliyor hemen...
Strasbourg'a uğradıktan sonra Mannheim'e geçmek pek zor değil, mantıklı da...
“Bu yüzden mi sık sık geliyordu sayın Gül?” diye soruyoruz.
Berber Nuri, “Burada çok yakınları ve hemşehrileri var. Gelip dost sohbetlerine katılırdı. Bir kaç gün burada arkadaşlarında kalırdı” diyor.
Ziyaretlerin ayrıntısını pek veremiyor.
Ama çok insani bilgiler veriyor.
Biraz da meslek sırrı:
“Sayın Cumhurbaşkanımız son geldiğinde, saçlarının çok beyazladığından yakındı. Ama kesinlikle boyatmıyor. Biraz jöle sürüyoruz. Jöleyle parlayınca beyazlıklar kayboluyor.”
Berber Nuri, Başbakan Erdoğan'la tanışıklığından da bahsederken, AKP yanlılığını gizlemiyor.

Siyasi tavrı Almanya'daki diğer Türkler gibi...
Baden Württemberg Eyaleti'ndeki Sosyal Demokrat Parti (SPD) toplantısında boy gösteriyor. Sol bir Alman partisinin toplantısında yer alan bir kaç Türk'ten biri oluyor.
Abdullah Gül'ün berberi olsa da, “Türkiye'de sağcı, Almanya'da solcu” olma görüntüsü hiç değişmiyor...

 -- / / / --

BUNU NOT EDİN

NATO üyesi ülkelerden birinde yapılan askerlik hizmeti, diğer NATO üyesi ülkede de sayılıyor. Yalnız askerliğin “zorunlu hizmet” kapsamında olduğu ülkeler için bu geçerlidir.
Gönüllülük esasına dayalı hizmet yaptıran bir ülkede askerlik yapan kişinin yaptığı bu askerlik, Türkiye veya diğer bir NATO üyesi ülke tarafından tanınmaz.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 17.01.2008

Yeni kural: Alman vuracak, sen duracaksın

Almanya'da Hessen Eyaleti seçimleri öncesi estirilen hava kötü...

Sanki sadece Türk gençleri suç işliyor...

Sanki, bütün Türkler suçlu.

Başbakan Merkel, 'Bizim için seçim kampanyasında tabu yoktur' derken genelde yabancılar, özelde de Türkler üzerinden politika yapmayı sürdürecekleri mesajını veriyor.

Son açıklaması şöyle:

'Yasalarımızda sınır dışı için üç yıl ceza almış olma şartı var. Bir yıla indirelim. Misafirlik hakkını kötüye kullananlar için tek şey vardır; Dışarı çıkmak. Hem de en hızlı şekilde...'

Tartışmalar Almanya ile sınırlı kalmıyor.

Avusturya, Hollanda ve Danimarka'ya da sıçrıyor.

Avusturya'da bazı diskolar kapıda kimlik kontrolüne başladı.

Kendi vatandaşı da olsa, Türk isimli ya da yabancı isimli olanları almıyor.

Merkel'in partisi CDU (Hristiyan Demokrat Parti), bir eyalet seçimlerini kazanmak uğruna, Avrupa'da yıllarca barış içinde yaşayan tüm Türkler'i feda ediyor sanki...

Bir yıllık cezayla sınır dışı demek, en ufak olaya karışınan bile ülkeden atılması demek...

Kasıt olması da gerekmiyor üstelik.

Trafik kazası, küçük bir vergi olayı, kazaen birini yaralamak ya da üstünüze gelen kişiye karşı koymakla bu cezayı alabilirsiniz...

Avrupalı hakim ve savcıların 'Türkse yapar' önyargısını da düşünürseniz, ülkedeki Türkler'i kötü günlerin beklediğini tahmin edebilirsiniz.

Gelinen nokta şu:

İki kadehten sonra 'Pis yabancı' diye saldıran sarhoş Alman'a ya karşı koyacak ve cezayı göze alacaksınız...

Ya da kuzu kuzu dayak yiyeceksiniz.

Bayan Merkel bir gerçeği bile bile görmüyor...

Ülkesinde yetişen üçüncü- dördüncü kuşak Türk ya da diğer yabancı ülke gençleri, kendi dillerinden daha iyi Almanca konuşuyor.

Hatta bir çoğu anadilini konuşamıyor bile...

Onlar o ülkede doğdu, orada büyüdü... Bir çoğu oranın vatandaşı oldu...

Suç işleme oranında artış varsa, bunda yetiştiği toplumun etkisi çok büyük.

Bayan Merkel'e önerimiz, 'Misafirlik hakkını kötüye kullananları atarım' diyeceğine, oturup ne kadar iyi bir ev sahibi olduğuna bakması...

CDU hiç iyi ev sahibi değil. Üstelik misafirini aşağılıyor, yerin dibine sokuyor, kışkırtıyor.

Yaşlı Almanlar'ın oyu uğruna, ülkenin multi-kültürel toplum olma şansını bitiriyor.

Dünyanın bütün bunları görmediğini sanıyorlar bir de...

 -- / / / --

GÜNÜN SÖZÜ

'Suç işleyen gençlerin pedagojik eğitim görmesi amacıyla eğitim kampları ya da kapalı yurtlar oluşturulmasını olumlu karşılıyorum...'

Angela MERKEL (Almanya Başbakanı)

 --/ / / -- 

BUNU NOT EDİN

  • Avrupa Birliği üyesi ülkeye turist vizesiyle gelen bir kişinin, daha sonra bu vizeyi bulunduğu ülkede uzattırması, ileride gelirken bir daha Türkiye'den vize almasını zorlaştırır.
  • Böyle bir durum olacaksa, vizenizi neden yurt dışındayken uzattırmak zorunda kaldığınızı ispatlayacak belgeleri mutlaka yanınızda bulundurun.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 16.01.2008

AB'den çövenli Türk helvasına yasak..

TÜRKİYE ile Avrupa Birliği arasında sadece vize ya da insani sorunlar yaşanmıyor.
Türk mallarına her fırsatta 'bilinçli ya da bilinçsiz' engeller getiriliyor.
Gümrük Birliği Anlaşması her zaman ve her yerde aleyhimize kullanılmaya devam ediyor.
Son olay, Türk firmalarının Almanya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine ihraç ettiği tahin helvasıyla patladı.
Almanya, Türkiye'den tahin helvası getirilmesini önlemek için bir yıl önce, Türk ya da Türk kökenli firmalara yasak koydu.
Evet, açıkça 'Bu malları Türkiye'den getiremezsiniz' yasak denildi.
Neden olarak da, helvada kullanılan çok az miktardaki 'çöven'in sağlığa zararlı olduğu iddiası gösterildi.
Dayanak, Avrupa Konseyi'nin aldığı kararlardı.

Büyük mücadele bundan sonra başladı.
Almanya'nın Türkler üzerindeki bu baskısı, Yunanlılar'ı umutlandırdı.
Yunanlı üreticiler ve toptancılar piyasayı kapma hazırlığına girişti.
İşte bu aşamada devreye TÜRK- IMPORT ve Merkezi Mannheim'deki Güney Almanya İşadamları Örgütleri girdi.
Hemen Avrupa Konseyi'ne karşı hukuk süreci başlatıldı, yasak durduruldu.
Şu anda, Türk helvası Alman piyasasında ve diğer AB üyesi ülkelerin piyasalarında satılıyor.
Ama 'fiili durum'dan yararlanılarak satılıyor.
Bugünlerde de, hukuki temelin oluşturulması için avukatlar çalışıyor.
Davada, Yunanlı üreticilerin de helva üretiminde çöven suyu kullandığı, 'sağlığa zararlı bir durum' varsa o zaman oradan da helvanın AB'ye sokulmaması gerektiği vurgulanıyor.

İşadamlarına göre, AB'nin Türkiye'ye karşı kullanmak istediği 'sağlığa zararlı' oyunu palavra.
Bir helva üreticisi, 'Bir kişi ancak 10 kilo çöven suyu içerse rahatsız olur. Bir kiloda iki gram ancak var' diyor...
Çöven suyunun zararlı olduğunu iddia eden AB, şimdilik duraklamış durumda.
Türk'e farklı, Yunan'a farklı davrandığının ortaya çıkmasından endişeli...
Hukuk mücadelesi, Almanya'nın ve diğer AB üyesi ülkelerin yasak için bastırmalarını engelliyor.
Davayı götürenlerin başında ise Güney Almanya'da etkin olan BAKTAT firmasının sahibi Mustafa Baklan geliyor.
Baklan, helva üreticileri ve ihracatçıları arasında birlik sağlandığını söylüyor.
Hak mücadelesinde el ele verilmiş.
Dava masrafları birlikte üstlenilecek.

Aksi halde, bir çok alanda olduğu gibi bu alanda da Türkiye büyük bir pazarı kaybetmek üzere.
Toz acı biberi bir kaç yıl önce kaybettik. İspanya'ya kaptırdık...
Bunun öyküsü çok ilginç...
Sırada kuru üzüm, kuru incir gibi ürünlerin kaybedilmesi riski var.
Bunlara daha sonra değinelim...
Çöven suyu mücadelesinde, AB'ye direnen Türk firmalarına sabır ve başarı diliyoruz.

ÇÖVEN NEDİR?

AB'nin 'İçinde çöven suyu var' diyerek Türk helvasının kendi piyasasına girmesini engellemeye çalıştığı çövenin en kalitelisi Türkiye'de yetişiyor. Karanfilgiller (Caryophyllaceae) familyasının bir cinsi olan çövenlerin yaygın olarak bilinen 4 türü mevcuttur. Ülkemizde bulunan 50 çöven türünden 5 tanesi ekonomik öneme sahiptir.Isparta ilinde yayılış gösteren çöven türü Gypsophila arrostil Guss, var. Nebulosa (Boiss. Et Heldr.)'dir. Bu çövene dişi çöven adı da verilmektedir. Burada yetişen çöven oldukça kalitelidir. Çöven bitkisinin kökleri kurutularak çeşitli alanlarda kullanılan çöven kökü ortaya çıkar. Çöven kökü suyu altın ağartma, sabun malzemesi, cilt kremi, yumuşatıcı ve temizlik sanayi, tahin helvası yapımında kullanılır...

BUNU NOT EDİN

Yurt dışında yaşayan Türkler'den ev kadınları, yurt dışında 18 yaşından sonra geçirdiği her gün karşılığı günlüğü 3.5 ABD Doları üzerinden borçlanarak Türkiye'den emeklilik hakkını elde ediyor.
Erkekler ise, yurt dışında çalıştıkları her gün karşılığı yine günlüğü aynı miktardan borçlanarak Türkiye'den emeklilik hakkını elde ediyor. Türk vatandaşlığından çıkmak, bu borçlanma ve emeklilik hakkını kaybettiriyor.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 15.01.2008

Üç Artemis istifası ve büyük tartışma:

Geneleve sık gitmek ticari zekayı nasıl etkiler?

TÜRKİYE'deki ve Berlin'deki işadamı örgütlerinin adının karıştığı Artemis skandalı büyüyor.

Cuma günü üç istifa birden geldi.

Berlin'deki Türk-Alman İşadamları Birliği'nin (TDU) üç ağır topu, “Genelev tartışmalarının içinde kalmak istemiyoruz” diyerek istifasını verdi.

İstifa edenlerden biri önceki dönemin ikinci başkanı Nihat Sorgeç.

Sorgeç, geçen yaz yapılan TDU seçimlerinde ekibiyle başkanlığa aday olmuş ama kaybetmişti.

Diğer ikisi ise, Berlinliler'in yakından tanıdığı restorantlar zinciri sahibi Tamer Akkılıç ile Metropol FM'in yöneticisi Tamer Ergün...

Ünlü Türk genelevi Artemis'e yapılan ziyaretlerden sonra TDU içindeki sert tartışmaların sonucu bu.

Geçen yılki başkanlık seçimlerinde oldukça yüksek oy alan muhalefet, "Olay böyle ayaklar altına düşürülmemeliydi. 'Biz gitmedik, onlar gitti' demekle başka grupları suçlamak doğru değil. Ya da 'Biz gittik ama onlar da gitti' demek de doğru değil. Gayri ahlaki işler oluyor" tezini savunuyor.

Üyelik istifasını TDU'ya verdikten sonra rahatladığını söyleyen Nihat Sorgeç özellikle olayın "Ahlaki" yönüne vurgu yapıyor.

Son sözünü söylüyor:

"TDU içinde haftada bir Artemis'e gitmeden duramayanlar olduğu sürece ben de orada durmam..."

O da isim veriyor ama biz yazamıyoruz...

Berlin'deki tartışmalar o hale geldiki, insanlar olayı "ticari zeka" ile ölçmeye başladı.

Bir kısım Berlinli şu tezi savunuyor:

"Eğer bir işadamı çok sık gittiği yere ortak olmazsa, ticari zekasını kaybetmiştir..."

Ticari zekasını kaybedenlerin kim olduğunu sadece bu çevreler biliyor.

Şimdilik...

Olay, Türk-Alman Sanayi ve Ticaret Odası'nda (TD-IHK) ile, Türkiye'de TOBB içinde de yoğun tartışılıyor.

Artemis ziyaretçileri içinde Berlin kongresine gelen bu ekipten bazılarının olduğu da ortaya dökülmüştü çünkü.

Her iki kuruluştaki eğilim, şu anda iddia sahipleri ile ilgili yorum getirmeme.

Konuyu büyütme ve kuruma zarar vermeme yönünde karar alındığı duyumları geliyor.

Tartışmanın bir tarafı sakin durabilirken, Berlin ayağı her geçen gün karışacağa benziyor.

İstifaları, yarın ya da bir kaç gün sonra önemli açıklama izleyebilir.

"Yönetim 6 aydır bir şey yapmadı" demeçleriyle internet sitelerinde savaşlar başladı bile...

Yeni yönetimin sevinci de, TDU içindeki muhalefetin ayıklanıyor olması.

Bir sonraki seçim yakınsa, meraklılara tavsiyemiz Artemis'in önünde nöbet tutmaları olacak...

Gelen - giden kim diye?

 -- / / / --

Hessen seçimleri bu noktaya getirdi

Almanya'nın Hessen Eyalet Başbakanı Roland Koch, bu seçimde de yaptığı yapacağını.

CDU'lu politikacının her seçim öncesi “Aşırı sağ” partileri aratmayan çıkışlarından biri sayesinde, “biz yabancılar” yine Almanya’da günün konusuyuz.

Öyle ki, 60 çocuğa tacizde bulunan bir Avrupalı tek sütun haber oluyor...

Çocuğunu kıtır kıtır kesen Alman anne, küçük bir şekilde geçiştiriliyor.

Soyguncunun öldüreceği Alman'ı kurtaran Türk taksiciler, “öylesine” duyuruluyor.

Ama bir serserinin bir Alman'a attığı dayak günlerce “manşet” yapılıyor.

Demeçlerle desteklenerek...

Bild'in yayıncılığı ve Koch'un uyanıklığı yabancıları çok kötü bir noktaya getiriyor.

Kara kafalı herkese artık “suçlu gözüyle” bakılmaya başlandığı dönem yaşıyoruz.

Herkes rahatsız.

En aklı başında Almanlar bile, “Tabii ama sokağa çıkmaktan korkar olduk” diyor, “Ama siz başka Türksünüz onlara benzemiyorsunuz” diye de bindiriyor...

27 Ocak seçimi öncesi rüzgarı arkasına alan Koch mutlu...

Üstelik “Bana Türkler'den de büyük destek geliyor” diyor...

Kimlerin Koch'a destek verdiğini bilmiyoruz ama seçim geçtikten sonra, Almanya'daki Türkler üzerinde yaratılan olumsuz havanın kötü sonuçlarndan korkuyoruz.

Bu söylemler, sadece CDU'lu seçmenleri mobilize etmedi, ırkçıları da deliğinden çıkardı...

 -- / / / --

BUNU NOT EDİN

Bir AB üyesinde suç işleyen bir Türk vatandaşının sınır dışı edilmesi, sadece o ülkenin iç yasaları ile mümkün değildir.

Türk vatandaşları, Türkiye ile AB arasında imzalanan 1963 sayılı Ankara Anlaşması'nı yürürlüğe sokan 1970 tarihli Katma Protokol'ün uygulama yönetmeliği niteliğindeki kararları ile koruma altındadır. 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi kararı gereği bir Türk, AB üyesi bir ülkeden ancak “Kamu düzenini, kamu sağlığını ve kamu güvenliğini” bozduğu kanıtlanırsa sınır dışı edilebilir.

Kamu düzenini bozmak da her suçla mümkün değildir.

Türkiye'ye sınır dışı edilmiş olanların, edilmek üzere olanların ve haklarında dava açılanların özellikle bu noktayı kullanmaları gerekiyor.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 14.01.2008

Pazarcık Radyosu'nu kimler hackledi?

AVRUPA'da Türkiye'nin dört bir yanından gelen insanlar, bölge bölge kendi yöresel örgütlenmelerini de gerçekleştiriyor.

Bunlardan biri de Pazarcıklılar.

Özellikle Almanya'nın Mannheim Kenti'nde etkililer.

Önde gelen bir çok Pazarcıklı her yöne dağılmış olsa da, orası bir buluşma noktası...

Pazarcıklılar, kurdukları internet radyosu ve yeni yeni de tv'si aracılığıyla da günün 24 saati yayın yapıyorlar.

En ünlü radyo sunucuları ise; Buğday...

Yani bir zamanların ünlü reklam yıldızı; Ali Müller...

Ali Müller, şu anda ünlü olan yarı Türkçe- yarı Almanca reklam furyasının ilk mucitlerinden.

İstanbul'da çekilen 15 yıl önceki reklamlarla ilk 'etnik reklamcılığın' örneklerinden.

O ayrı bir öykü...

Biz geçen hafta yaşanan olaya bakmak istiyoruz...

Yıllardır radyoda sunuculuk yapan Ali Müller, geçen hafta internet sitesinde girdiğinde yayın yaptığı radyonun sayfada olmadığını gördü.

Saatlerce araması sonuçsuz kalınca, bilgisayardan iyi anlayan Türkler'i tek tek aramaya başladı.

Dün kendisine radyoyu nasıl kaybettiğini sorduk. Anlattı:

'Biz burada halk müziği, yöresel müzik, protest müzik çalıyoruz. Olay günü, birileri bana mesaj attı ve 'akşam 18.00'de radyonuzu alıp götüreceğiz' dediler. Ben de dalga geçtim ve 'gelirken bir kamyon da acı biber de getirin' dedim. Akşam 18.00'de bir baktım ki internet sitesinde radyo yok...'

'Buğday'ın yani Ali Müller'in bundan sonraki öyküsü ise kısasa kısas...

Radyosunun bulunduğu sayfanın hacker'lendiğini öğrenen Müller, iki Türk hacker bulup işe koyulmuş.

Hayli baş ağrıtan hacker'ler kayıp.

Yerel ağızda şarkılar da söylendiği için yanlış anlayan 'aşırı sağcı hackerlerin' saldırdığı sanılıyor.

Tek amaçları birlik ve beraberliğini koruma olan Pazarcıklılar bu vakayı şimdilik atlattı.x

150 Euro verip radyosuna kavuşan Müller şimdi mutlu.

O neşeli haliyle gülerek olayı anlatırken, 'Bu işi tabii ben şimdi Pazarcıklılar'a anlatamıyorum. 18 saat boyunca yayın yapamadığımız için hala çok kızanlar var' diyor.

Anadolu'dan bir nefes almak istiyorsanız, www.pazarciklilar.de adresinden radyoyu dinlemenizi öneriyoruz.

Özellikle de Bugday'ı kaçırmayın...

O sadece bir DJ değil, bir halk adamı...

-- / / / --

GÜNÜN SORUSU

  • 'Ben döner değil, körili sucuk yiyorum' diyen Berlinli OBERTÜRK'ün bu sözlerini neden Avrupa'daki hiç bir Türk basını vermedi?
  • Almanca başlık atma hevesine kapılıp da 'Scheisse ...' diye yazan ve yazdığı bu tek kelime almanca da bile 'çekim hatası' yapan gazete hangisidir?

-- / / / --

BUNU NOT EDİN

Herhangi bir AB üyesi ülkeye turist olarak gezmeye gidenler, bu ülkeden yaptıkları alışverişin KDV'sini daha sonra havaalanından tahsil edebilir. Bunun için alışveriş sırasında pasaportun ibraz edilip özel fatura doldurtulması gerekiyor.

Çok sık yurt dışına çıkan ya da çıktığında bol alışveriş edenlerin bu yüzde 15'i bulan parayı almayı unutmamalarını diliyoruz.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 12.01.2008

Ankara, mektupla oya neden gıcık oluyor?

YURT DIŞINDAKİ Türkler'in oy kullanmasına ilişkin anayasal düzenleme 1995 tarihlidir.

Ecevit hükümetinin yaptığı anayasa değişikliği ile yurt dışında yaşayan Türkler'e oy hakkı tanındı.

Yani yeni verilen bir hak ya da tanınan bir şey yok.

Değişiklik oldu ama uygulamada geçen 12 yılda bir arpa boyu yol alınamadı.

Her seçim dönemi, 'Anayasanın hükmünü yerine getiriyoruz. Yurt dışındaki Türkler için gümrük kapılarında sandık kuruyoruz' denildi, hak göstermelik verildi.

Yeni tasarı yurt dışından mektupla, elektronik olarak, gümrükte veya gümrük dışında sandıkla oy kullanma olanağının verilmesini öngörüyor. Ne demekse?

Ankara'nın şimdi yaptığı, 'anayasanın emrini uygulayacak yasayı çıkarma' hazırlığıdır.

Her seçim öncesinde olduğu gibi.

Belli ki yerel seçimler öncesi yine bir geçici yasa geliyor.

Ve yaklaşık 5 milyon yurt dışı Türkü'nün oy hakkı yine güme gidecek.

Yurt dışındaki bazı tipler, 'Zafer kazandık, sandık kuracağız' diye seviniyor ya, cahilliklerine verelim.

İşin aslı budur. Biz yine de olayı tam olarak netleştirelim.

Eğer Ankara anayasanın emri gereği yasa çıkarıyorsa bu iyidir. Zaten yapılması da gerekir.

Ama oy verme nasıl olacak, işte bu belli değil...

10 yıl önce belli değildi, geçen yıl belli değildi ve her seçimde son anda sınıra sandık kuruldu...

Tablo şu;

- Elektronik oylamanın içeriği bilinmiyor, olursa zaten bütün Türkler'i kapsayacak.

- Bazı sivri akıllıların önerdiği gibi 'vekaletle oy' hiç olmaz, oy hakkı kişiseldir ve gizlidir çünkü.

- Sandıklarda oy kullandırmak, yurt dışındaki Türk'ün iradesini seçim sonuçlarına yansıtmaktan çok uzak. Göstermelik, anayasının emrini lütfen yerine getirmekten başka şey değil.

- Kala kala mektupla oy kalıyor ki, onu bütün dünya uyguladığı halde bizimkiler istemiyor.

Meclis tutanaklarındaki gerekçeler çok komik:

'Efendim biz yurt dışındaki Türk'e mektupla oy kullandıramayız. Kocası karısının elinden mektubu alır, kendisi yerine oy verir. Ya da yasa dışı örgütler, mektupları toplar ve hepsi bir yere oy verdirir...'

Bunu milletvekilleri de söylüyor, büyükelçiler de...

ABD Irak'taki askerine mektupla oy kullandırıyor.

Almanya, Arjantin'e 50- 60 yıl önce kaçmış vatandaşına mektupla oy kullandırıyor.

Fransa, bilmem ne Guyanası'ndaki Fransa'yı bile görmemiş vatandaşına mektupla oy kullandırıyor.

Ankara ise böyle görüyor.

Hepsi palavra...

Bizim tanıdığımız Türk kadını, oy hakkını değil kocasına yedi düzele vermez...

Ankara, yurt dışındaki Türkler'e geniş katılımla oy hakkı vermeyi istemiyor, bütün mesele bu...

Belki en başta Almanya karşı çıkacak, 'Ülkemde yaşayanları böyle Türkiye'ye sıkı şekilde bağlarsan uyum baltalanır' diye...

Adamlar, CDU afişinin yanında MHP sloganı görmek istemiyor olabilir.

İşin içinde derin politikalar olabilir...

Yoksa siz Ankara'nın vatandaşından şüphe ettiğini mi sandınız?

 -- / / / --

SORU-CEVAP KÖŞESİ

Alman vatandaşımızı elimizden aldılar

M.A. (Münih): Bizler 2000'den sonra Türk vatandaşlığını aldık diye, bize verilen Alman vatandaşlığını kaybettik.

Yani Alman vatandaşlığımızı elimizden aldılar. Ben, eşim ve o zaman 16 yaşında olan kızımın Alman kimliği gitti, küçük oğlumunki ise kaldı. İki yıl sonra onu da geri istediler, çocuk 14 yaşında şimdi.

Böyle şey olur mu? Çocuklarınkini almaları doğru mu?

Tekrar Alman vatandaşlığına başvurduk, işlemler yapılıyor. Ama küçük oğlumunuzun Alman mı, Türk mü olduğu belli olmadığı için yeniden vatandaşlık işlerimiz yürümüyor.

Şunları sormak istiyoruz:

1) Oğlumda Alman kimliği var, neden Türk vatandaşlığından çıksın?

2) Eşim Türkiye'den emekli olursa, emeklilik hakkını kaybedecek?

3) Üzerimize Türkiye'de gayrimenkul var. Alman vatandaşı olursak bunları kaybeder miyiz?

4) İleride ailemizden kalacak mirasta, sadece Alman vatandaşı olursak ne gibi sorunlar çıkar?

5) Eşimin bu durumlarda çifte vatandaş olmak hakkı var mı?

Cevaplarınız için teşekkür ediyorum.

ÇOCUKLARINKİ KALIR

CEVAP: Sayın okurumuz, Alman vatandaşlık yasasındaki otomatik kayıp hükmü size uygulanmış. Ancak 16 yaşından küçük olup da ailesiyle Alman vatandaşlığına geçmiş olan çocukları bu kapmamaz. Çünkü onlar iradeleriyle yeniden Türk vatandaşlığını almadı. Onların Alman vatandaşlığı kaybettirilmemeli.

Bu yönden itiraz edin. Belediyenin üst makamı olan valillik ya da içişleri bakanlığı çocukların durumuna açıklık getirecektir. Çocuklar için ileride 18 yaşını geçince, birinden birini seçme hükmünü uygulatmak isteyebilirler ama o da zor görünüyor. Çocuklar Alman vatandaşı kalmalı...

Siz Türk vatandaşlığından çıkınca da çocuklar sizi takip ederek, eğer eşinizin de rızası varsa, Türk vatandaşlığından çıkmış olmalıydı. Çıkmadıysa ya da tekrar girdiyse, çifte vatandaş da sayılmalılar.

ORTADA KAYBEDECEK HAK YOK

Eşiniz şu anda emekli değil ve kaybolacak hakkı yok. Türkiye'den emekli olduktan sonra Alman vatandaşlığına başvurursa ancak o zaman kaybedilecek haktan söz edilebilir. Tabii bu emeklilik, Türk vatandaşlarına tanınan borçlanarak emeklilik hakkıyla ilgili olmalı.

Sadece Alman vatandaşı olursanız, miras ya da gayrimenkul edinmede bazı sınırlarla karşılaşırsınız. Örneğin askeri bölge yakınlarından gayrimenkul alamaz, il merkezleri dışında dükkan açamazsınız. Köylük yerde büyük arsa veya arazileriniz varsa, bunlar size miras yoluyla da olsa intikal ettirilemez. Satılır, parası verilir. Bunun dışında bir kısıtlama yok.

Eşinizin bu şartlar altında çifte vatandaş olma hakkı bulunmuyor. Eğer mahrum kalacağınız 300 dönümden büyük bir araziniz yoksa...

 - - / / /--

BUNU NOT EDİN

Yurt dışında oturma izni ile yaşayanlar, yılın altı ayından fazlasını izinsiz olarak Türkiye'de geçirmesi halinde, oturma izinleri iptal edilir.

Bir görev, eğitim ya da başka bir zorunluluk nedeniyle, kişi oturma iznine sahip olduğu ülkenin dışında bir yıl içinde altı aydan fazla yaşayacaksa, mutlaka önceden izin almalı. Aksi halde, çok büyük sorunlar yaşanması işten bile değil.

-/ / / / --

BUNU DUYDUNUZ MU?

Berlinli bir OBERTÜRK'ün (Türkler'in başı), 'Ben döner yerine, körili sucuğu tercih ederim' dediğini...

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 11.01.2008

Muhabbet'i bitiren sözler

'Ben olsam iki hafta işkence ederdim''

HOLLANDA'da çevirdiği film nedeniyle bir aşırı tarafından öldürülen Theo van Gogh isimli yönetmenle ilgili sözleri, 'Alman arabeski R'n'BESK'in yıldızı Muhabbet'i sarsıyor.

İki aydır Almanya'da oldukça yoğun tartışılan olay, Türk basınında fazla yer bulmadı nedense'

İddia büyük ve batılılar açısından etkili'

Asıl adı Murat Ersan olan 23 yaşındaki yıldızın, 'Van Gogh çabuk öldüğü için şanslı. Ben olsam iki hafta kilere kapatır ve işkence yapardım' dediği öne sürülüyor.

Bu sözler, tam da Muhabbet'in Almanya ve Fransa Dışişleri Bakanı ile 'Almanya' isimli şarkı için stüdyoya girmesinden sonra patladı.

Almanya'da kıyamet koptu.

Hala da kopuyor.

Gazetelere okur mektupları gidiyor.

UNICEF tarafından Türkiye'de kızların okula gönderilmesi için elçi seçilen; Bravo Dergisi'nin okulda şiddete karşı kampanyasında idol olan; Almanya'daki göçmenlerin uyum örneği seçilen ve en büyük 'Arabesk- pop' yıldızlarından sayılan Muhabbet,'Fiyasko'lar listesinde.

Cumaları camiye gittiğini ve aşırılıkla ilgisi olmadığını söyleyen Muhabbet'in, çelişkili demeçler vermesi ve Theo van Gogh adını yeni yeni duyduğunu söylemeye başlaması da, onu 2007'nin son fiyaskosu yaptı.

Berlin'de yayınlanan Tagesspiegel, 'FLOP' bölümüne Muhabbet'i alarak, onunla dalga geçti.

Köln'de büyüyen, Türkçesi az olduğu için camide Almanca dua ettiğini söyleyen ve 'Tanrı varsa, Almanca da anlar' deyip kendisini 'normal inançlı biri' diye tanımlayan Muhabbet'i bu noktaya getiren olay 20 Ekim gününden sonra patladı.

O günkü törende, 'Theo van Gogh'un öldürüldüğü gün' isimli dokumanter filmi izleyen Muhabbet'in, yapımcı Hessen Radyosu'ndan Esther Schapira'ya, 'cinayeti savunduğu, ölümü küçümsediği' iddialarına yol açan sözleri söylediği belirtiliyor.

Filmde Schapira'nın yardımcılarından olan Kamil Taylan, konuyu şöyle anlatıyor:

'Prix Europa ödül töreninde, filmden bir görüntü izleniyordu. Schapira'nın yanında oturan Muhabbet şu sözleri kullandı: Van Gogh çabuk öldüğü için şanslıymış. Ben olsam iki hafta kilere kapatır, işkence ederdim. Kendisine, Türkçe olarak dediklerinin farkında olup olmadığını sordum. Herhalde Türkçesi zayıf ki, anlamadı''

Bu sözler yine Berlin'deki Tagesspiegel'de yayınlandı.

Tabii orayla sınırlı kalmadı ve diğer Alman basını da alıntı yapıp geniş yer verdi.

Muhabbet'in 'Aşırı değilim ve şiddete karşıyım. O sözleri, 'Aşırı islamcılar olsa böyle yapardı' şeklinde kullandım' demesi de kurtarmıyor.

Genç kızların sevgilisi olan, şu ana kadar 580 şarkı sözü yazan Muhabbet'in düşüşü büyük oluyor.

Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier'in, 'Ben bu işe ihtimal vermiyorum. Muhabbet'in yanındayım' sözleri de pek etki yapmamışa benziyor.

Bakalım 2008, genç müzisyeni kurtarabilecek mi?

 --/ / / --

BUNU NOT EDİN

Almanya'ya belirli şartlar altında yerleşmek için de gidilebilir:

  • 1 milyon Euro'luk yatırım yapar ve en az 10 işçi istihdam edecek bir işyeri kurarsanız,
  • Ülkeye yüksek öğrenim amacıyla gider ve başarıyla yüksek öğreniminizi tamamlayıp bir yıl içinde iş bulursanız,
  • 18 yaşından küçükseniz ve aileniz Almanya'daysa,
  • Bir Alman ya da Almanya'da yaşayıp tüm oturma izni haklarına sahip bir Türk'le evlenmişseniz.
  • 18 yaşından küçük olup da bir Alman vatandaşı tarafından evlat edinmişseniz...

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 10.01.2008

Sahte Lübnanlılar ve annesiyle evlenen Türk

ALMANYA ya da AB üyesi diğer ülkeler vize şartlarını ne kadar zorlaştırırsa zorlaştırsın, yurdum insanı hep bir yol buluyor.

Bazen toptan, bazen tek tek...

Bu yollar ise vizeli değil, çoğunlukla vizesiz seyahatle ilgili.

Örneklerimiz, 'Aslında vizeyi kolaylaştırsalar, bu sorunlar olmaz' cinsinden...

Turist vizesi ya da sanatçı vizesi konusunda her gün farklı oyunla karşılaşan Almanya, taktikler geliştiriyor.

Ankara'dan Münih'e gelip 'Biz folklorcuyuz' diyen gruba havaalanında 'Oynayın bakalım' denmişti de, ekibin üç ayak bile oynayamadığı ortaya çıkmıştı.

O zamana kadar sanatçı ya da folklorcü numarasıyla yüzlerce kişi Almanya'ya tüymüştü.

Onlar tüyemedi...

Çareyi, sınıra Türk kökenli polisler dikmekte bulan Almanya, 'kaçak sanatçı' sorununu kısmen çözdü.

Davulcu ve zurnacıların gelişi olumsuz etkilendiyse de patırtı yaşanmadı.

Ama bir sorun var ki, 20 yıldır çözülemiyor.

Bizim Mardinliler'in yarattığı sorun...

Kim buldu, nasıl buldu bilemeyiz ama özellikle Hannover ve Celle tarafları ile Berlin Mardin'den gelen 'Lübnanlılar'la' dolu.

Yani 'sahte Lübnanlı'larla...

Hemen tümü 'Lübnan'daki iç karışıklık ve savaştan kaçtıklarını' belirterek ülkeye ayak basar basmaz iltica talep istiyor.

Arapçaları iyi...

Görünüşte başka dil yok.

Ve yanlarında tek bir kimlik de yok.

20 yıl önce başlayan maceranın kahramanlarının bir çoğu ilticacı statüsü alamadı ama Almanya'da da kalmaya devam ediyorlar.

Çözümsüzlükten yararlanıyorlar.

Berlin, arada bir sinirleniyor topluyor bir kaç uçak dolusu Mardinli Lübnanlı'yı gönderiyor Türkiye'ye...

Türkiye, 'Bunların kimliği yok. Türkçe konuşmuyor, Arapça konuşuyorlar. Türk değil' diye geri gönderiyor.

Almanya, bu kez topluyor gelenleri uçağa doldurup Lübnan'a yolluyor.

Lübnan, yine aynı uçağa gerisin geri bindiriyor gelenleri ve 'Bunlar Lübnanlı değil, Türkçe konuşuyorlar. Türkiye'ye gönderin' diyor.

Denize de dökemediklerinden çaresiz alıyorlar geri...

Yıllar süren oyunda, kim Lübnanlı kim Türk çözülemediğinden artık iş oluruna bırakılmış.

Sahte Lübnanlı gerçek Mardinliler'in çocukları Almanya'da okudu.

Onların bir kısmı oturma iznine kavuştu.

Babalarıyla anneleri ise halen kiliselerde ya da sosyal yurtlarda kalıyor.

Orada yaşlanıyorlar...

Bu örneğe bakınca, Almanya'nın ya da diğer AB ülkelerinin yanlışı ortaya çıkıyor.

Vize kalksa ya da kolaylaşsa, en azından 'Kim Lübnanlı, kim Mardinli' sorunu bitecek.

Tabii, bu tür toplu oyunların dışında tek tek cinlikler de yaşanıyor.

Ki, o da tersi sonuç doğuracak cinsten.

Annesinin önceki evliliğinden olan Avusturyalı bir Türk, yanına almak istediği annesiyle akıllara durgunluk veren oyuna başvurmuştu.

Soyadı farklı olan annesiyle 'sahte evlilik' yapıp Avusturya'ya getirmişti.

Ortada bir 'sapkınlık yoktu' ama, büyük sahtekarlık ortaya çıkınca gereken yapıldı.

İkisi de şimdi Türkiye'de yaşıyor! Tabii ayrı ayrı...

Ama bir gerçek de Avrupalılar'ın kafasına yazıldı:

'Biz ne yaparsak yapalım, bu Türkler'i önleyemeyeceğiz.'

İşte her defasında vize yasalarını sertleştirmeleri de bundandır...

-- / / / --

MESAJ DEFTERİ

Seçim malzemesi olmak istemiyoruz

AKP'nin Türkiye'de yoksul düşürdüğü fakir fukaraya iaşe, kömür dağıtarak oylarını toplaması ile Hessen eyaleti başbakanı CDU'lu Roland Koch'un Almanya'da oy kullanma hakkı olmayan Türkleri seçim malzemesi yaparak oy avcılığı yapması arasında fark göremiyorum. Seçimlerde sergilenen bu tür hilebazlıkları şiddetle lanetliyorum.

Bizim anlı şanlı bir toplum örgütü temsilcimiz Koch efendiye ne menem biat etmiş olmalı ki çıkmıyor sesi.

En muhafazakar bir Türk'ün dahi Almanya'ya ayak basar basmaz neden 'komünist' olduğunu sorguluyor bay Koch. Anarşist olmadıklarına dua etsin.

Onlarca yıldır Avrupa'da yaşayan biz Türkler de seçme ve seçilme hakkı istiyoruz. Yetti artık. İnsanız biz de. Birilerine seçim malzemesi olarak yaşamak istemiyoruz.

Saygılarımla

Dr. Ali AKTAŞ / KÖLN

-- / / / --

BUNU NOT EDİN

AB üyesi ülkelerde vize için aranan şartlar hemen hemen aynı olsa da, vatandaşlık için şartlar çok büyük farklılıklar gösteriyor.

  • Fransa, İngiltere, İsviçre, Belçika gibi ülkeler çifte vatandaşlığa izin veriyor. Bu ülkelerden birinde uzun süre yaşayan kişi (ortalama 8 yıl) Türk vatandaşlığından çıkmadan bu ülkelerin vatandaşlığını alabiliyor.
  • Almanya, Avusturya, Hollanda ise çifte vatandaşlığın önünü kapatmak için her yolu deniyor. Bu ülkelerin vatandaşlığına geçmek için, Türk vatandaşlığından izinle çıkmak şart. Ama eğer, kişi Türk vatandaşlığından çıkmakla emeklilik hakkını kaybediyorsa ya da Türkiye kişiyi vatandaşlıktan çıkarmıyorsa bu ülkelerdekiler de çifte vatandaş olabiliyor.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 09.01.2008

'Eşcinselin makbulü sosyal demokrat olur'

TÜRK EŞCİNSELLERİN SÖZCÜSÜ HAKAN TAŞ: 'Eşcinselin makbulü sosyal demokrat olur'

Eşcinsel modacı Cemil İpekçi'nin 'Muhafazakar eşcinselim. AKP bana yakınlık gösterdi' sözlerine, Türk eşcinsellerden tepki geliyor.

Almanya'nın başkenti Berlin'de ve Avrupa'da Türk kökenli eşcinsellerin hakları için mücadele eden, şu anda Avrupa Göçmen Eşcinseller Birliği Sözcüsü olan Hakan Taş, 'Onun beyni sulanmış' yorumunu getirdi.

Dün Hakan Taş'la uzun uzadıya konuyu görüştük.

İpekçi'ye, kendisinin ve Avrupa'daki tüm Türk eşcinsellerin şaşıp kaldığını söyledi.

Hakan Taş üzerine basa basa 'Hiç bir eşcinsel kendini benimsemeyen gruptan olamaz. Olursa çıkar ilişkisi vardır. Cemil İpekçi ihale peşinde olmasa böyle şeyler söylemez' diyor.

Uzun konuşmamızda defalarca bunu vurguluyor.

Tutucu islami değerleri savunan bir partinin nasıl olup da Cemil İpekçi'yi 'olduğu gibi kabul etmiş olabileceğini' anlayamadığını söylüyor.

Ve ekliyor:

'Üyelerimizde ağırlık sosyal demokrattır. Bizde en sağından en soluna Türk kökenli var. Ama parti seçiminde sosyal demokrat eğilim ağır basar. Çünkü, kendilerini o düşünceyle rahat ifade ederler. Liberal sayısı da az değil...'

Taş, 'Bu durumda Cemil İpekçi makbul değil mi?' sorusunu sertçe yanıtlıyor:

'Bizim eşcinsel olarak her şeyden önce ortak kimliğimiz var. Onunki bu kimlikle örtüşmüyor. Fikrini onaylamıyoruz. Kişisel çıkarlarıyla hareket ediyor, gerçekten beyni sulanmış...'

Almanya'daki Türk eşcinseller, bir çok dernek altında birleşmiş durumda.

Bunların en faali Berlin ve Köln'de bulunuyor.

Çeşitli adlar altında toplanan Türk eşcinseller içinde Hakan Taş, yıllardır ön saflarda yürüyenlerden.

Kırkpınar Başpehlivanları'nı geçen yıl Berlin'deki eşcinseller festivaline çağırmış ama daveti reddedilmişti.

Bu yıl da, daveti yineleyeceklerini söylüyor.

'Hatta ben de onlarla güreş tutmak isterim' diye de eklemeyi ihmal etmiyor.

Berlinli Taş'ın çok üzerinde durduğu konu ise AKP'nin eşcinsellerle ilgili politikası.

Daha doğrusu politikasızlığı...

AKP'nin üst düzey yetkilileri ile görüştüğünü ve sonuç alınmadan bir şey açıklamama kararı aldıklarını söyleyen Hakan Taş, AKP'nin AB yolunda ilerlemesi için eşcinsellerin haklarını vermesi gerektiğini savunuyor.

Taş, AKP'nin kabule yanaşmadığı taleplerini şöyle sıralıyor:

  • Eşcinsel evliliğe izin verilmesini istiyoruz. Noter huzurunda da olsa kabul ederiz.
  • Eşcinsellerin horlanmamasını ve kendi çatı örgütlerini kurabilmesini istiyoruz.
  • Avrupa'nın bir çok ülkesinde olduğu gibi 'evlat edinme hakkı' istiyoruz.
  • Üçüncü cins olarak eşit haklar talep ediyoruz.

Hakan Taş'ın son sözleri, 'Eşcinsellin vatanı- milleti olmaz. Türkiye'de de eşcinsellik en az batıdaki kadar var. Bunu artık herkes kabul etsin' oluyor.

Bizden aktarması...

-- / / / --

BUNLARI DUYDUNUZ MU?

  • Berlin'deki çatı örgütü Türk Cemaati'nin 'bir oy farkla' değişen yönetimi için seçimlerin 20 Ocak'ta yenileneceğini...
  • Seçimde iki oyu bulunan Giresunlular Derneği'nin üyeliğinin bu seçimden bir hafta sonra onaylanmış olmasının her şeyi alt üst ettiğini.
  • Kazanan ama kadük olan yeni yönetime bir Türk bayan gazetecinin de girdiğini...
  • Bu bayan gazetecinin daha sonra 'Eski yöneticiler beni dövdü' diye şikayetçi olduğunu...

-- / / /---

BUNU NOT EDİN

Almanya'ya aile birleşimi ile gelecek eşlerin, önce kendine yetecek kadar Almanca öğrenmesi gerekiyor.

Nikah ya da düğünden sonra eşini Almanya'ya götürmek isteyenler, en az 6 ay bu sorunu aşmak için uğraşıyor. Zorlukları en aza indirebilmek için nişanlılık döneminde bu sorunu aşmak için çalışmalara başlamanızı öneriyoruz.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 08.01.2008

Artemis'i, işadamlarıyla bir de vekil ziyaret etti

BERLİN'deki Artemis tartışmaları bitmiyor...
İki yıl önce açılan ünlü 'Türk genelevinin ziyaretçileri' arasında oldukları ileri sürülenler, yalanlama yolunu seçerken, isimler tek tek ortaya dökülmeye başladı bile.
Ama biz ısrarla isim vermeyeceğiz.
İsteyen istediği yere gider, eğlenir...
Amacımız iki işadamı örgütü arasında olan bir tartışmanın geldiği noktayı anlatmaktı.
Olay iyice dallanıp budaklandı ve herkes 'eteğindeki taşları' dökmeye başladı.

Cumartesi günkü yazımıza en büyük itiraz Berlin'deki Türk işadamları örgütü TDU'nun başkanı Remzi Kaplan'dan geldi. Kaplan, 'Ben ve ekibimden hiç kimse kesinlikle Artemis'e gitmedi. Gitmez de... Ne bir TDU üyesi ne de bir yöneticisi oraya gitmiştir' diye çok iddialı konuştu.
Sayın Kaplan'ın hassasiyetini anlıyoruz. Kendisiyle ilgili yanlış anlama olduğu da kesin.
Kimse, Kaplan'ın ekibini Artemis'e götürdüğünü iddia etmiyor.
Kendisiyle ilgili bir iddia yok...
Ama heyetler halinde 'üç işadamı grubunun' Artemis'te eğlendiği iyi biliniyor.
Üstelik de tarihli ve isimli.
TOBB'la Berlin'e giden 100 işadamı arasından bazılarının ekimin ilk haftası iki küçük heyet halinde Artemis'i ziyareti, 'Almanya ayağındaki üyeleri'nce doğrulanırken, Kaplan'ın ısrarla 'kendi üyeleri adına da' reddetmesi, olayı farklı boyutlara götürdü.
Bu şiddetli karşı çıkış Berlin'de TDU heyetinden bazı kimselerin 'Artemis'i ziyaret ettiği' iddialarını yoğunlaştırdı.
Dün yine araştırmak durumunda kaldık.
Berlinli bir işadamı (isminin baş harfinin E. olduğunu söylemekle yetinelim), 'Evet, TDU'nun TOBB'den önce yapılan genel kurul toplantısından sonra bir grup Artemis'e gitti. Beni de davet ettiler, gitmedim' diyor.
Allahı var, başkan ya da yönetim kurulunu kastetmiyor.

Tekrar vurgulayalım...
Gelmek istediğimiz nokta, 'kimlerin Artemis'e gittiği, kimlerin gitmediği' değildi.
İki işadamı örgütü arasındaki gizli ya da açık tartışmaların geldiği aşamayı vurgulamaktı...
Türk- Alman Sanayi ve Ticaret Odası'nın (TD-IHK) içinde de TDU'dan üyeler var.
Tersi de var...
Bu üyelerle TDU arasında sert tartışmalar ve ayrılıklar yaşanıyor.
Bu ortadayken, herkesin bildiği ünlü geneleve heyetler halinde gidilmesi kimsenin gözünden kaçmıyor.
İşadamları da birbirlerini 'Biz gitmiştik ama siz de gitmiştiniz' diye vuruyor.
'Artemis krizi' değil de ne?
Ayrıca bunu öğrenen bir gazetecinin yazması da gayet doğaldır.
Yine 'başka bir Berlinli işadamı'nın yazın AKP'li bir vekili Artemis'e götürüp birlikte eğlenmesinin de hala Berlin'de konuşulduğu gibi.
Berlin neredeyse bir Türk kenti!
Bir sürü önlem alınsa da, 200 bin Türk'ün yaşadığı kentte her şey kısa sürede duyuluyor.

Artemis'in Türkler arasında böyle populer olmasının nedeni sadece sahibinin Türk olması değil.
Artemis'i işletenlerin 'Türkler'in hassasiyetlerini' çok iyi bilmesi.
Adamlar internet sitelerinde her şeyi açıklıyor;
Örneğin taksi şoförleri ile emeklilere yüzde 50 indirim yapılıyor.
Böylece her taksici 'eğlenecek yer arayan'ları Artemis'e götürüyor.
Emekli olanlar da bir şekilde faydalanıyordur, orasını bilemiyoruz.
Ünlü mekan ayrıca, 10 kez kendilerini ziyaret edenlerden 11 ve 12. ziyarette ücret almıyor.
Bunun için 10'luk kart alınması gerekiyor.
Ve Almanya'nın başkentinde '10'luk kart sahibi olmuş' Türk sayısının hiç de az olmadığı biliniyor.

-- / / / --

BUNLARI DUYDUNUZ MU?

  • Alman Hristiyan Demokrat Parti'nin (CDU) Hessen Örgütü'nün 'suç işleyen yabancı gençlere daha sert ceza' için oy birliği ile karar aldığını...
  • CDU'nun Hessen Teşkilatı Yönetim Kurulu üyesi Dr. Yaşar Bilgin'in, 'İyi ki ben o toplantıya gitmemişim, yoksa Türk basını beni çiğ çiğ yerdi' dediğini...
  • Bisikletten düşüp ağır yaralanan Hür-Türk Başkanı Hasan Tekin'in yavaş yavaş iyileştiğini...
  • Türk- Alman Sanayi ve Ticaret Odası'nın (TD-IHK), Türk üyeleri arasında MÜSİAD'ın ağırlığının arttığını...

-- / / / ---

İKİ SORU, İKİ YANIT

1) Askerlik hükmü beni de kapsar mı?

Metin M. (Türkiye): Yeni yasadaki askerlikle ilgili hükümler, sadece yurt dışındaki vatandaşlar için mi geçerli? KAYIP NEDENİ DEĞİL
CEVAP: Sayın Metin bey, Türk vatandaşlığı kanunu, vatandaşlığın kaybettirilmesini belli şartlara bağlıyor. Bunlardan biri izin almadan başka ülke vatandaşlığına geçmek, diğerleri de başka ülkede bulunup da 'Askerlik için yapılan çağrılara' uymamaktır. Kişinin askerlikle ilgili son yaş limitini doldurması halinde yurda dönmemesi halinde Türk vatandaşlığı kaybettiriliyordu.
Bu yasa, bir de 'Askerliğini yapmamış kişilerin' Türk vatandaşlığından çıkarılmaması şeklinde uygulanıyordu. Böylece, askerliğini yapmadığı için Türk vatandaşlığından çıkarılmayanlar, yaşadığı ülkede çifte vatandaşlığı alıyordu. Türkiye inanılmaz bir şekilde bunu kaldırdı.
Şimdi de, askerlik yapmamayı vatandaşlık kaybı sebebi olmaktan çıkarıyor. Bu metin yasalaşırsa, dünyanın neresinde olursa olsun bu nedenden dolayı Türk vatandaşlığını kaybedenler yeniden Türk vatandaşlığını alabilir.

2) Ben nasıl çifte vatandaş olurum?

Sarp Kaya A. (Kaiserslautern): Çifte vatandaşlıkla ilgili uyarınız dikkatimi çekti.
Ben de vatandaslik hakkı bulunan Almanya'da bir akademisyenim, ancak çifte vatandaşlık olmadığı için bu hakkımdan yararlanmıyorum. Habertürk'teki geçen haftaki yazınızdan çıkardığım, çifte vatandaşlığı mümkün kılmanın bir yolu da, Türk vatandaşlığından çıkamamak. Aynı şekilde çifte vatandaşlığı almış olanlar var mıdır, ben nasıl davranmalıyım?

YASALARDA VAR

CEVAP: Sayın okurumuz, başta Almanya olmak üzere 'tek vatandaşlıkta' ısrar eden bir ülkelerin kanununda, istisnai durumlarda çifte vatandaşlık hakkı vardır.
Bunların başında da, 'Köken ülkesinin kişiyi vatandaşlıktan çıkarmaması ya da makul sürede çıkarmaması' gelir. Makul süre de genelde iki yıldır.
Türkiye sizi iki yıl Türk vatandaşlığından çıkarmazsa, siz çifte vatandaşlık talep ederseniz. Alman Vatandaşlık Dairesi, yapacağı araştırmanın ardından dediğiniz doğruysa size, Türk vatandaşlığınız baki kalmak koşuluyla Alman vatandaşlığını verecektir.
Ayrıca İran, Eritre, eskiden Yunanistan gibi ülkeler vatandaşını hiç bir zaman vatandaşlıktan çıkarmıyor. Böyle olunca da o ülkeden gelenlerin hepsi Almanya'da çifte vatandaşlık hakkını alabiliyor.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 07.01.2008

Türk genelevi işadamlarını birbirine düşürdü

Ünlü Türk genelevi Artemis işadamlarını birbirine düşürdü

BERLİN'de Artemis krizi patladı, Türkiye başta olmak üzere bütün Avrupa'daki işadamları krize bulaştı.

Bugünlerde Türkiye ile Almanya arasında yoğun mail ve telefon trafiği yaşanıyor.

Olay Berlin Türk- Alman İşadamları Birliği (TDU) genel kurulundan sonra, bazı TDU üyelerinin soluğu Artemis'te aldığı iddialarının 'yeni yeni' basına sızdırılmasıyla başladı.

Sızıntının nedeni ise, Türkiye'den gelen TOBB heyetinden bazılarının, TD-IHK (Türk- Alman Sanayi ve Ticaret Odası) toplantısı öncesi "Artemis'i gruplar halinde ziyaret"inin fazla dile düşürülmesi...

Önce TDU'cular vurdu, ardından ise "Artık fazla oldunuz" diyen TOBB'un Almanya ayağındakiler.

Yanı kısasa kısas...

 * * *

415 üyesi bulunan TD-IHK'nın genel kurulu ve toplantıları 4 Ekim'de gerçekleşti.

223 üyeliği olan TOBB yaklaşık 100 üye ile Berlin'e çıkarma yaptı.

Bu 100 üye, TD-IHK'nın Almanya'daki bazı yöneticilerinin devrilmesinde önemli rol oynadı.

İddialara göre bir kısmı sonuçtan o kadar emindi ki, öncelikle Artemis'e gitti, sonra oyunu verdi.

Şu anda herkes birbirini suçluyor.

TD-IHK üyelerinin Türk kesimi "Asıl TDU'cular Artemis'te kutlama yaptı" diyor.

TDU kesimi, "TD-IHK üyelerinin bazıları, seçimden önce iki grup halinde Artemis'i ziyaret etti. Biliyoruz" diyor.

Tartışma Berlin'de en sıcak konuların başında.

Türkiye'den bazı işadamları Hannover'i, Köln'ü ve işadamı örgütlerini arayıp "Aşkolsun, bizi niye götürmediniz" diye dalga geçedursun, olay sanılandan büyük...

Çünkü soluğu Artemis'te aldığı iddia edilen gruptakilerin hemen hepsi evli...

TDU'nun yeni Başkanı ünlü dönerci Remzi Kaplan, dün aradı.

"Ekibimin seçim sonrası Artemis'te kutlama yaptığı iddiası var. Onlar biz değiliz" dedi.

Ve ekledi:

"Bu iddialar beni rahatsız etti. Berlinli işadamı denilince akla ben geliyorum. Kişiliğimle oynamasınlar. Bu şerefsizliği yapmam. Kutlama yapacaksam Artemis'te 5-10 kişiyle değil, en açık yerde ekibimle yaparım. Zaten seçimden sonra zaferi kendi lokantamızda çorba içerek kutlamıştık..."

Kaplan bununla kalmıyor.

Artemis'e giden TD-IHK ve TOBB ekibinin isimlerini tek tek bildiğini iddia ediyor.

Sayıyor da...

Ama isim vermeyeceğiz.

Çünkü içlerinde, çok tanınmış isimler var.

Başkanlardan gizlenen kaçışı "organize edenler arasında" hükümete yakınlığıyla bilinenler var.

Kaplan'ın "Artemis'e onlar gitti" demesinden sonra TD-IHK'dan bir kaç ismi aradık.

"Evet Türkiye'den gelen bazı arkadaşları, bizimkiler Artemis'e götürdü" açıklaması geldi.

TDU'lu 'Artemis fedaileri' konusunda ise doğrulama yok.

Ama net olan bir şey var;

TDU ile TD-IHK arasındaki büyük çekişme...

Nedenini tam bilemiyoruz.

Bu çekişme, Artemis trafiğine de yansıyor.

Eğer gruplar Artemis'i ziyaret edecekse, bu bile ayrı ayrı yapılıyor.

İşin ilginci herkesin ismini diğer taraf biliyor, sanki birbirlerini kamerayla izlemişler...

Artemis'in ne olduğuna gelince, şu kadarını söyleyelim;

Bir Türk işadamının kurduğu Almanya'nın en lüks genelevi...

PERDE ARKASI

'Kemal'i silmeye geldik ama o aday değil...'

İtiraf edelim bu yazı biraz gecikmeli yazılıyor. Kimse değinmeyince, bilinmesini istedik.

4 Ekim'deki Berlin TD-IHK (Türk Alman Sanayi ve Ticaret Odası) Genel Kurulu önemliydi.

"Biz Kemal Şahin'i silmeye geldik ama baktık ki listede yok" diyen orta Anadolulu bir TOBB üyesi bazı ipuçları verse de, kimse tam ne olduğunu çözemedi.

Evet, Kemal Şahin aday olmadı ve TD-IHK yönetiminde yok.

Genç kuşağın temsilcilerinden Ali Erdem seçime girmedi.

Diğer ünlü isim Sadullah Torun listeden silindi. O gün seçime giden Torun için bu şoktu.

Tek yenilik Volkswagen Yönetim Kurulu Üyesi Michael Kern'in yönetime girmesi.

Onun, "Her ülkeye yatırım yaparız" sözü, "VW Türkiye'ye yatırım yapacak" şeklinde gazetelere yansıdı. Bu yüzden o da dertli...

TD-IHK Almanya'da duraklama dönemine girmiş görünüyor.

Almanlar "Konsolide ediyoruz" derken, Türk işadamlarının "konsolide" yorumu ise ilginç:

"Önce TD-IHK'nın hızını kesecekler, ardından da etkisizleştirecekler..."

Ne dersiniz, bu TD-IHK pilavı daha çok su götürecek gibi.

-- / / / --

MESAJ DEFTERİ

Sayın Ali Bey, dünkü yazınızın ikinci bölümüne değinmek istiyorum. Sizin de çok iyi bildiğiniz gibi Türkiye, vatandaşını pek kaale almıyor.

Hukuk Fakültesi ikinci sınıfında okuyan bir öğrenci bile "Bir ülkenin vatandaşını vatandaşlıktan çıkarmaması durumunda o kişinin çifte vatandaş olacağını" bilir.

Bunu Türkiye'de yasa hazırlıkları ve çalışmaları yapan komisyon üyeleri bilmiyor mu? Neden askerlik şartını kaldırıp da çifte vatandaşlığın önünü iyice kapatıyorlar? Bu konuda hükümeti hassasiyete çağırıyoruz.

Av. Oğuz SARIKAYA / KÖLN

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 05.01.2008

Deutsche Bank'ın çaycısı Carlos değil, Bafralı Ergün

ALMANYA'nın en büyük bankası ve sembolü olan Deutsche Bank'ta Türk rüzgarları esiyor.
İki yıl önce başlatılan 'Bankamız' projesi meyvelerini vermeye başladı.
Bu aydan itibaren deneme süresi bitiyor.
30 bin yeni Türk müşteri kazanıldı ve Almanya'daki 9 milyon müşteri arasındaki Türk müşteri sayısı 235 bine yükseldi.
Temelinde ağır ve zahmetli bir hazırlık aşaması olsa da, bunun halkı çeken yanı çok basitti.

Bir Türk genci olan 'Bankamız'ın proje babası Bafralı Ergün Akıncı'nın üç sembolü ile Deutsche Bank, Türkler'i kucaklayıverdi.
Ne mi bunlar? Sayalım:

  • İnce belli çay bardağı,
  • Nazar boncuğu motifli banka kartı,
  • Ortaköy camii ve boğaz köprülü kredi kartı.

İşte hepsi bu...

Daha doğrusu sokaktaki vatandaşa yansıyan görüntü bu.
Yoksa projenin altında en alttaki elemanından bankanın Yönetim Kurulu Başkanı'na kadar herkesin emeği var.
Almanya'nın çeşitli kentlerindeki 33 banka şubesi Türkler'e hizmet için dönüştürüldü.

Camında çay bardağı motifi olan bu şebeler büyük ilgi görüyor.
Türkler, hiç bir işi olmasa da girip bir çay içiyor.
Almanlar da Türk usulü çayın tiryakisi olup sık sık şubedeki Türk danışmana uğrayıp çayını istiyor.
Kimse geri çevrilmiyor.
Deutsche Bank'ın Türkler'e hizmeti bununla kalmıyor tabii ki.
Tüm para çekme makinelerine Türkçe menü konuldu.
Türk müşterilere anadilde mektuplar gönderiliyor. Tanıtım broşürlerinin bir çoğu iki dilli oldu bile.

Aşırı sağcı, azınlıktaki bir kesim Türkler aleyhinde çeşitli karalama kampanyaları yaparken Alman devleri Türkler'i keşfediyor.
Deutsche Bank'ın bu atağını kısa sürede diğer Alman bankaları da taklit etmeye başladı.
Sonuçları da, üçüncü- dördüncü kuşak Türk gençleri için iyi oldu.
Bankacılık tecrübesi olan iki dille Türk gençleri, Alman bankalarında 5.000 Euro'ya kadar iş buluyor.
Sektör, harıl harıl her yerde Türk genci arıyor.
'Deutsche Bank'ı çayla Türkleştiren' Bankamız Projesi Genel Müdürü 33 yaşındaki Ergün Akıncı belki çok hızlı koşup iş bitiren Roberto Carlos kadar ünlü değil.
Ama o Almanya'da bir dönüşümü başaranların başında geliyor.
Türkler'in Almanlar'a, Almanlar'ın da Türkler'e karşı önyargılarını siliyor.
Ergün Akıncı'yı ve tüm ekibini kutluyoruz.

--/ / / --

Bu değişiklik kimseye yaramaz

Türk Vatandaşlık Yasası'nda yapılan değişiklik, bazı yerlerde 'iyi ber şeymiş' gibi sunuluyor.
Oysa ki öyle değil...
Tam tersine özellikle 'Askerliğini yapmamış olmanın vatandaşlığı kaybettirme' şartı olmaktan çıkarılması, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler'in aleyhine.
İnsanlar, 'Askerliğimi yapmadığım için Türkiye izinle vatandaşlıktan çıkmama izin vermiyor' deyip çifte vatandaş oluyordu. Artık olamayacak.
Almanya'nın isteğine göre düzenleme yapıldığı için, bu ülkedeki ilticacılar yeniden Türk vatandaşlığına alınıp iade edilecek.
Almanya ve bazı batı Avrupa ülkeleri böylece bir taşla iki kuş vuruyor.
Hem Türk gençlerini sadece kendi vatandaşı yapıyor hem de sorunlulardan kurtuluyor.
Bir önceki bakan döneminde Alman İçişleri Bakanı Schaeuble, askerliği yapmamanın vatandaşlık kaybı olmaması için çok uğraşmıştı.
Bakan Abdülkadir Aksu döneminde olmadı.
Şimdi oluyor...
Devlette devamlılık esastır. Ve Almanya bu devamlılığı iyi sağlıyor doğrusu!

-- / / / --

BUNU NOT EDİN

Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu'nun altı ay daha ertelenmesiyle yurt dışından borçlanarak emeklilikte günlük borçlanma miktarı yine 3.5 ABD doları kaldı. İşlemlerini şimdi başlatıp 1 Temmuz 2008'e kadar borçlanmasını ödeyenler, bu miktar üzerinden emekli olabilecek.

  • Borcunu ödemeyi 1 Temmuz'dan sonraya bırakanları, 'kademeli olarak yükselecek günlük borçlanma miktarı' etkileyecek.
  • Yurt dışındaki hizmetlerin borçlanması için yurt dışında yaşamak gerekmiyor. Daha önce yurt dışında çalışmış olanlar da bu hizmetlerini istedikleri anda borçlanabilir ve aylık bağlatmışsa gün sayısını artırabilir.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 04.01.2008

Alman oldu, 'Burada ne çok yabancı var' dedi

ASLINDA başlık biraz yetersiz oldu.
Çünkü bu olaylardan birisi Frankfurt'ta, diğeri Viyana'da yaşandı.
Alman vatandaşlığını alan iki Türk'ün tepkisi böyleydi.
Frankfurt'ta Alman vatandaşlığına alınan Türkler için sık sık tören düzenlenir.
Bu törende Alman siyasiler yeni vatandaşları selamlar.
Onlar da konuşmalar yapar.
Geçtiğimiz aylarda yapılan törende bir Türk'ün, üstelik de tanınmış Frankfurtlu bir Türk'ün, 'Alman vatandaşlığını bana veren bu ülkeye teşekkür ediyorum. Şimdi fark ediyorum ki, bu ülkede hakiketen çok fazla yabancı var' sözleri hayli tartışıldı.

Benzer sözler, Viyana'da Avusturya vatandaşlığı alan 32 yaşındaki bir Türk tarafından da söylenmişti.
Daha sonra bu sözleri aşırı sağcılar sık sık kullandı.
Gelmek istediğimiz nokta, Türkler'in Avrupa'daki farklı davranış biçimleri.
Vatandaş olunca, çıktığı kozayı beğenmeyenlerin dışında, vatandaş olup da hala onu benimseyemeyenler de var.
Bir de 'takıyye yapanlar' var. Ki bunlar çoğunlukta.
Hatta sık sık, 'toplumsal takıyye' örnekleri yaşanıyor.
'Takıyye' dediğimiz, başka amaca ulaşmak için her yolu mübah görme olayı... Ve bu sadece bizim topluma özgü değil.
Avrupalılar'da da var...
Üstelik daniskası...

Almanya'nın Hessen Eyaleti'nde 27 Ocak günü yapılacak eyalet meclisi seçimleri öncesi 'takıyye' gırla gidiyor.
Eyalete iki dönemdir başbakanlık yapan Hıristiyan Demokrat Partili (CDU) Başbakan Roland Koch, Türkler'den oy toplamak için Giessenli doktor Yaşar Bilgin'le toplantı üstüne toplantı yapıyor.
Millet Dr. Bilgin'in hatırına gidip Koch'u dinliyor.
O da orada Türkler'e mavi boncuk dağıtıyor.
Sonra da Alman basınına dönüp 'Suç işleyen Türkler hemen sınır dışı edilmeli. Onların uyum sorunu var' diyor.
Münih'teki metro saldırısından söz ediyor ve Alman'ı döven iki gençten Türk'ün atılmasını istiyor. Dayakçı Yunanlı için ise tek söz etmiyor...
Türkler de, Koch'un toplantısında sırıtıyor ama arkasını dönünce farklı konuşuyor.
CDU'nun Yönetim Kurulu üyesi Yaşar Bilgin'in davet ettiği çeşitli kesimden Türkler, 'Bu seçimde Koch'a oy moy yok. Yaşar'ın hatırına buradayız işte' diyor.

Türkler'in ya da doğru tabiriyle Türk kökenli Alman vatandaşlarının bu seçimde Hessen Eyaleti'nde Koch'a oy vermemesi için yeterince neden var.
İlki, çifte vatandaşlığın tartışıldığı dönemde düzenlediği imza kampanyasıydı.
1998'de yüzlerce Alman, 'Türkler'e karşı nerede imza veriliyor?' diyerek imza standlarına koşmuştu.
Bu kampanya Koch'u başbakanlığa taşıdı.
İkinci seçimde Türkiye'nin AB üyeliğini konu etti Koch. Karşı çıktı ve yine kazandı.
Bu seçimde de, 'Suç işleyen Türkler atılmalı. Onlar zaten suça meyilli. Bakınız Münih'te yaşlı bir Alman'ı bir Türk neredeyse öldürecekti. Hayatınız tehlikede' temasını işliyor.
Oyları en büyük rakibi Sosyal Demokrat Parti ile başabaş olduğu için özellikle 'yaşlı Almanlar'ı' sandığa çekmek istiyor.
Türkler'e de göstermelik mesajlar atıyor...
Ancak bu kez, Türkler'den destek pek kolay değil.

En başta verdiğimiz iki örnekteki yeni vatandaşlar bile bu kez Koch'a soğuk.
Kimle konuşsak 'Koch'a oy yok. Bu seçimde hepimiz SPD'liyiz' diyor.
En sağcısından, en solcusuna böyle.
Yaşar Bilgin'in sağ kolu Bayram Yıldızoğlu bile 'Bak şu Koch'un dediğine' diye bağırıyor. Ki, Yıldızoğlu her zaman sağ örgütler içinde yer alan bir isimdir.
Son çıkışlar ve genellemeler, Türkler'i ya da Türk kökenlileri hayli yaralamış görünüyor.
Kısacası bu seçim Koch için çok zor geçecek.
CDU'lu Dr. Yaşar Bilgin'in çabaları sonuçsuz kalacak gibi.
CDU'lu Koch'a Türkler'den oy gitmesi artık imkansız...

-- / / / --

BUNLAR DA OLDU...

  • Hubyar Sultan'ın isim hakkını tescil ettirmek istediği için gazetelere manşet olan H. T.'nin, Köln'de bir kişiyi makasla yaralamak suçundan başı derde girdi...
  • Türk- Alman Sanayi ve Ticaret Odası'nın (TD-IHK) Berlin kolunun açılması için çalışmalar sürdürülüyor.
  • Gazetedeki köşesinden Alman siyasilere ve toplumuna hakaretler eden, her fırsatta 'Hitler ve nazi rejimini' hatırlatanlara sert tepkiler var.
  • Bir Türk kökenli milletvekili 'Siz resmen ırkçılık yapıyorsunuz' diyerek bir gazete yöneticisi ile kavga etti.

-- / / / --

BUNU NOT EDİN...

Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler, şartlarına göre 5, 8 ya da 12 yıllık ikametten sonra yaşadıkları ülkenin vatandaşlığına geçebiliyor.
Çifte vatandaşlığa izin vermeyen ülkeler, Türkler'in eski vatandaşlığından izinle çıkmasını istiyor. Türkiye de hemen çıkarıyor.
Eğer Türkiye, izinle çıkış başvurusuna iki yıl cevap vermezse ya da Türk vatandaşlığından çıkmak isteyen Türk, bir türlü çıkış iznini alamazsa bu ülkeler kanunen 'çifte vatandaş' olarak kabul ediyor.
Böyle olunca, Ankara'nın vatandaşlıktan izinle çıkarmak için acele etmesinin bir mantığı yok. Vatandaşlık başvurusu sırasında bu konuya özellikle dikkat etmenizi öneriyoruz.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 03.01.2008

Ankara, AB'den bütün ilticacıları geri alacak

Bir çok Avrupa Birliği üyesi ülke ve en başta da Almanya'nın yıllardan beri Türkiye'den 'istediği' değişiklik gerçekleşmek üzere.
Türk Vatandaşlık Yasası'nın, 'Vatandaşlığın Kaybettirilmesi' bölümünde yer alan askerlik şartı kaldırılıyor.
Buna göre, bugünden itibaren TBMM İçişleri Komisyonu'nda görüşülmeye başlanacak tasarı, 'Askerlik görevini yapmamayı' Türk vatandaşlığının kaybı nedenleri arasından çıkarıyor.
Değişiklik olumlu gibi görünüyor ama değil...
Üstelik çok büyük bir yanlış.
Ankara'nın bu büyük yanlışı nasıl yaptığını anlamak mümkün değil. Evet bu açık bir hatadır.
Kendi Vatandaşlık Yasası'nı Almanlar'ın isteğine göre düzenlemedir...

AB'deki büyükelçiliklerin veya hukukçuların Ankara'yı uyarmış olması gerekirdi.

İşin AB ya da AB'ye uyumla bir ilgisi yok...
Çünkü bir çok AB üyesi ülke, bu veya benzeri yolla çifte vatandaşlığın yolunu açmış durumda.
Biz değişiklikle gelecek büyük hatanın nedenini anlatalım;

  1. Askerliğini yapmamayı vatandaşlık kaybı nedeni olmaktan çıkarırsanız, bu şarttan yararlanarak çifte vatandaş olmak isteyenlerin önünü kapatırsınız.
    Almanya, Avusturya ve Hollanda gibi ülkelerdeki bir çok Türk genci, bu ülkenin vatandaşlığına başvurduktan sonra 'Askerliğimi yapmadığım için Türkiye beni vatandaşlıktan çıkarmıyor' diyordu,
    O ülkeler de kişiyi kendi yasaları gereği 'çifte vatandaş' olarak alıyordu. Her türlü çifte vatandaşlığa karşı olan ülkeler, Ankara'nın yasayı değiştirmesiyle amacına ulaşacak. Çifte vatandaşlık için bir yol daha kapanacak.
  2. AB üyesi ülkelerde bulunan ilticacılardan, askerliğini yapmadığı için vatandaşlığını kaybetmiş olanlar değişiklikle yeniden Türk vatandaşlığına alınacak. Böyle olunca, AB üyesi ülkeler, bunları Türkiye sürebilecek. Bu kişiler şu ana kadar, 'Türkiye'de askerliğimi yapmadım. Türkiye beni vatandaşlıktan attı' diyordu. Yasal olarak da vatansız göründükleri için hiç biri atılamıyordu. Türkiye'ye gönderilseler bile sınırdan, 'Bunlar bizim vatandaşımız değil' denilip geri gönderiliyordu.

Ankara, 603 sayılı Türk Vatandaşlık Kanunu'nda yapacağı değişiklikle, özellikle Almanya'nın çok dert yandığı iki sorunu da çözmüş olacak...
Arada yurt dışındaki Türkler yanacak.

Çifte vatandaşlık hakkını kaybedecek kişi sayısını tam bilemiyoruz.
Ama ilticacı hakkını tam alamadığı ya da iltica hakkını aldığı halde suça karıştığı için sınır dışı edilmek istenen ilticacı sayısının sadece Almanya'da 10 binin üzerinde olduğunu biliyoruz.
Diğer AB üyesi ülkeleri de buna katabilirsiniz.
Sayı katlanır, 50 bine ulaşabilir...
Çünkü Türkiye yasayı değiştirince, erkek ilticacılardan 'Türk vatandaşlığını kaybetmiş' olanların tümü yeniden Türk vatandaşlığına kavuşacak.
Bu ülkeler de, böylece istemediği ilticacılardan kurtulacak.
Tabii, işine yarayanları, maşa olarak kullanmak istediği yasa dışı örgüt üyesi kişileri kendinde tutacak.

Zaten Türkiye'yle sorunlu olan insanlar, bu kez daha büyük sorun olarak Ankara'nın kucağına itilecek.
Sizce, Ankara bunların hesabını yapmış mıdır?
Yoksa, Almanya'nın 'ricasını' mı yerine getiriyor?

Öyle ya da değil...
Başbakan Erdoğan'dan Avrupalı Türk'ü bu kadar kolay harcamamasını rica ediyoruz.

-- / / /--

BUNLAR DA OLDU...

  • Almanya'nın Hessen Eyaleti Başbakanı CDU'lu Koch'u dinlemeye giden bir büyük dernek başkanı, 'Dr. Yaşar Bilgin'in hatırına buradayız. Yoksa bu adama oy moy vermeyiz' derken, çevresinden büyük onay aldı...
  • Frankfurt'taki Türk- Alman Kulübü'ne yeşil çuhalı bir kumar masası konuldu. Maç izlemeye gelenlerden de adam başı 5'er Euro alınıyor.
  • Ehringshausen'de kıblesi yanlış yöne bakan DİTİB Camii'ndeki sorunun, halıların çizgilerinin yönü değiştirilerek çözülmeye çalışıldı.

-- / / / --

GÜNÜN SORUSU

Alman Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) Türk asıllı Milletvekili Lale Akgün'ün 'bir TV dizisini bu şekilde kullanıp rant elde etmeye çalışanlar var' sözüne sinirlenip onu SPD'ye şikayet edenin kimler olduğunu biliyor musunuz?

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 02.01.2008

42 porsiyon yemeği Alman derin devleti yemiş

TÜRKİYE Araştırmalar Merkezi Vakfı Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen, kendisini böyle savunuyor...

İki hafta öncesine kadar başı hayli ağrımıştı. Hala da "imalı sorularla" karşılaşmaktan dertli.

Alman Sayıştayı'nın, "Türkiye Araştırmalar Merkezi'nde 16 kişi 42 porsiyon yemek yedi" raporu çok tartışıldı.

Sayıştay, Faruk Şen ve ekibinin yemek faturasını şişirdiğini ima ediyordu.

Etmekle kalmıyor, basına bu raporun sızmasına olanak sağlayarak meydan okuyordu.

Konu Alman basınında yer aldı. Kuzey Ren Vestfalya Eyalet Meclisi karıştı.

Ortadaki para belki küçüktü ama iddia mide bulandırıyordu...

Faruk Şen'in başında bulunduğu vakıf, bu eyaletin desteğiyle ayakta durur... Son üç yıllık bütçesi 180 bin Euro olarak belirlenmişti.

Şen'in verdiği rakamlara göre ise ancak 95 bin Euro'su harcanmış.

Dün kendisiyle kısa bir sohbet yaptığımız Faruk Şen'e "Peki, bu kadar yemeği gerçekten yediniz mi?" diye sorduk.

Sorumuza soruyla karşılık verdi:

"16 kişi 42 porsiyon yemek yiyebilir mi?"

"Biz de onu merak ediyoruz" deyince ekledi:

"Bunlar derin devletin işi. Maalesef burada da derin devlet var. Düzmece hesaplamalar yapıyorlar. Bir önceki Sosyal Demokrat Parti hükümetinden kalanlar bunu yaptı. Eyalet nezdinde ve eyalet meclisinde oluşturulan komisyonlarda aklandık."

Sayıştay'ın hazırladığı bir raporun mecliste aklanması sadece Türkiye'ye özgü değil.

Almanya'da da oluyor...

Şen'in para konusundaki titizliğini biliyoruz. "Belden aşağı vuruyorlar" derken, bu konuda büyük bir isyanı olduğunu söylüyor. Bizce haklı...

Yalnız bu parmakla aklanmaya gerek kalmadan da sorunu aşabilirdi. Ne bileyim, hukuk yoluyla ya da kamuoyu önüne dikilerek...

İşin diğer yanı ise komik.

Almanya'da sadece belli bir grup gazetecinin kurduğu Avrupa Türk Gazeteciler Birliği (ATGB), bu parmakla aklamadan sonra sitesine haberini konduruverdi:

"Faruk Şen aklandı..."

16 kişinin 42 porsiyon yemek yediği iddiasının ise, diğer bir çok Türk gazetesi gibi bu grup tarafından da görülmediğini, "bilinçli olarak atlandığını" hemen hatırlatalım.

Sayın Faruk Şen'in bir kısım basınla ilişkileri hep iyi olmuştu, bu da onun ödülü olsa gerek!

-- / / / --

GÜNÜN SORUSU

"Türkler Almanya'da

komunist mi oluyor?"

Almanya'nın en zengin eyaletlerinden Hessen'de ocak sonunda seçim var.

Son iki seçimdir Eyalet Başbakanı olan Roland Koch (CDU) kampanyasını hızlandırdı.

Offenbach'ta geçtiğimiz günlerde yapılan toplantıda, Türkler'in artık klasikleşmiş olan "Türkiye'de sağ partiye, Almanya'da sol partiye oy verme" tavrından dert yandı.

Koch'un şu sözleri, izleyenleri hem güldürdü hem de düşündürdü:

"Bu Türkler'e ne oldu? Türkiye'den solcuların yüzlerine bakmıyorlar, Almanya'ya ayak basar masmaz sanki komunist oldular. Hepsi neden sol partilere oy veriyor?"

-- / / / --

BUNU NOT EDİN

Dövizle askerlik hizmetinden (3 haftalık) yararlanmak için sadece yurt dışından yaşamak yetmiyor. En azından üç yıl işçi statüsünde ya da geçimini sağlayacak bir gelirle bir şekilde çalışmış olmak gerekiyor. Kişinin son altı ayını Türkiye'de geçirmiş olması ise dövizle askerlik hakkının ölmesine neden oluyor...

Dövizle askerlikle bedelli askerliğin aynı şey olmadığını da hemen hatırlatmak istiyoruz.

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 01.01.2008

Almanya 'sonradan yapılma Alman'ı' nasıl sınır dışı etti?

Yanlış okumadınız, Almanya bir Alman vatandaşını sınır dışı etti, Türkiye'ye sürdü.
Hukukta genel kuraldır; Vatandaş sınır dışı edilmez.
Ama söz konusu olan kişi, bir zamanlar 'Türk vatandaşı ya da Türk kökenli' ise olabiliyor.
Köln'de yaşayan ve 1999'da Alman vatandaşı olan Türk, geçen hafta apar topar Türkiye'ye gönderildi.
Geri gelmemecesine'
Olayın aslına birlikte bakalım. Temelinde bir hukuk faciası yatıyor.

Sırayla gidelim:

  • Türkiye, Alman vatandaşlığını alanlara el altından yeniden Türk vatandaşlığını vermeye devam edince, Almanya formulünü buldu. 1 Ocak 2000'de Alman Vatandaşlık Yasası değiştirildi ve şu hüküm getirildi: 'Her kim ki, Almanya'dan izin almadan başka ülke vatandaşlığını alırsa, onun Alman vatandaşlığı otomatikman kaybolur.'
  • Türk Vatandaşlık Yasası'na karşı atılmış bir adımdı bu. Çünkü, Türk Vatandaşlık Yasası çifte vatandaşlığı öngörüyordu. Vatandaşlığa çıkış giriş kolaydı. Türkiye'nin bu yasaya karşı önlem alması beklendi ama Almanya 'Karşı yasa sayarız yoksa' diye bağırıp Türkiye'yi susturdu.
  • Almanya çifte vatandaşlığın önünü böylece kapatınca bu sefer iş Alman vatandaşlığına geçen Türkler'i sorgulamaya geldi. Alman kimliğini yenileyenler, bir şekilde belediye gidenler sorgu formlarıyla karşılaştı.
  • Türkiye buna karşı bir şey yapamıyordu. Yapmıya bırakın, hatasını sürdürüyor, el altından yine vatandaşlık dağıtıyordu. 2002'ye kadar da vatandaşını uyarmadan yaptı bunları'
  • Eskiden Alman vatandaşı olup da 1 Ocak 2000'den sonra yeniden 'el altından' Türk vatandaşlığını alan 50 binden fazla kişinin Alman vatandaşlığı elinden alındı. Onlara yeniden oturma izni verildi. Kimisine o da verilmedi ve halen insanlar çabalayıp duruyor.
    İşte sınır dışı edilen Türk kökenli Alman da bunlardan biri.

1999'da Alman vatandaşı olmuş ve 1 Ocak 2000'den sonra, yani 'otomatik Alman vatandaşlığı kaybı' maddesinden sonra yeniden Türk vatandaşlığını almış biri.
Yeniden Türk vatandaşlığını almanın cezası, Alman vatandaşlığını kaybetme olunca, geriye bu kişinin bir daha oturma izni alabilmesi sorunu kalıyor.
Kişi eğer, bu sırada bir yıl içerisinde 6 aydan fazla Türkiye'de kalmışsa, oturma izni hakkını da yitirmiş oluyor. Kölnlü vatandaşı bu aşamada yakan da eski karısı oluyor.
Önce, 'Benim kocam 1 Ocak 2000'den sonra yeniden Türk vatandaşlığına geçti' diyerek önce vatandaşlığını iptal ettiriyor'
Ardından da, 'Ve o sırada Türkiye'de iki yıl yaşadı' diyerek de oturma iznini'
Böylece, Türk Vatandaşlık Kanuna'na karşı yapılan yasa görevini yerine getiriyor.\\ Türk kökenlinin Alman vatandaşlığı iptal ediliyor, ardından kendisine oturma izni verilmiyor ve kişi sınır dışı ediliyor.

Peki bu adalet mi?
Almanlara sorarsanız öyle, bize sorarsanız değil'
Çünkü sınır dışı edilen kişi 27 yılını bu ülkeye vermiş birisi.
Onu bırakın vatandaşlığını elinden almakla bir kişiyi cezalandırıyorsanız, oturma iznini iptal etmekle ikinci kez neden cezalandırıyorsunuz?
Bir suça iki ceza olur mu?
Aslında cevabı basit:
'Böyle saçma ve sadece Türkler'i hedef alan bir yasa olursa, bir suça iki değil 12 ceza da olur.'
Ve bizce bütün bu olanların tek sorumlusu ne yazık ki Ankara'dır.
Vatandaşının hakkını korumayı halen beceremediği için.

Bu sefer de tutacak mı?

Almanya'da son üç seçimdir kaderi yabancılar belirliyor.
Hem genel düzeyde hem de eyaletler bazında.
Merkel hükümetinden önce Schröder, Türkler'in oyuyla rakibine 250 bin kadar fark atıp başbakan olmuştu.
Türkler'in bu katkısı bazen olumsuz yönde de olabiliyor; Çoğu kez seçim malzemesi yapılarak...
Hessen Eyaleti Başbakanı Koch, bunun en güzel örneği.
İki seçim önce, 'çifte vatandaşlığa karşı' imza kampanyası yapmıştı.
Yaşlı Almanlar 'Türkler'e karşı nerede imza veriliyor?' diye sorun sandıkları koştu. Koch, Sosyal Demokratların kalesinde iktidar oldu.
Bir önceki seçimde tam oyları düşmeye başlamıştı ki, Türkiye'nin AB üyeliğini konu yaptı.
Yine seçildi. Bu sefer tek başına...
Ocak sonundaki seçimler öncesi de Türk gençlerinin karıştığı bazı suç olaylarıyla prim yapmaya çalışıyor.
Çünkü oyları hayli düşük...
Bakalım 'Türk oyunu' bu sefer tutacak mı?

MESAJ DEFTERİ

Bisikletten düşen Hasan Tekin beye büyük geçmiş olsun, acil şifalar diliyorum. Yazınızda dikkatimi çeken Pide'deki büyük rekabet bizim Nippes'e de uğrasa keşke. 15 Cent değil de 50-60 Cent olsa iyi olur. Pide günlük ihtiyacımız. 80-100 Cent cep yakıyor.
Berlin'li ünlü Türk işadamına gelince, yaptığı haltın yüz kızartıcı olduğunu biliyor da niye yapıyor? Yüz kızartıcı değilse, niye yemin ettiriyor anlatılmaması için'
Dr. Ali AKTAŞ / KÖLN

BUNLARI DUYDUNUZ MU?

  • Alman SPD milletvekili Lale Akgün'ün, Alevileri ayağa kaldıran Tatort polisiye dizisinin yönetmeni Angelina Maccarone'ye mektup yazıp 'sizinle dayanışma içindeyim. Bu olayları bazi yöneticiler kendi reklamları için kullanıyor. Küçücük bir depremden tsunami yaratıyorlar' dediğini'
  • Alman ARD televizyonu ile aynı anda Tatort dizisini yayınlayan Avusturya kanalı ORF'nin özür dilediğini'
  • Alman CDU partili Hessen Başbakanı Koch yabancılara yüklenirken, yabancı kökenli partilisi Dr. Yaşar Bilgin'den hiç ses çıkmadığını'

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 31.12.2007

Bakan Kant sohbetinde kocalar eş derdinde

1 Ağustos 2007'den itibaren Almanya'ya evlilik yoluyla gitmek hayli zorlaştı.
Yasa öyle değiştirildi ki, vatandaşlık olayında olduğu gibi sadece Türkler'i olumsuz etkiliyor.

Vatandaşlık işine başka bir zaman değinelim...

Bu aile birleşimi denilen olay hayli can sıkıcı çünkü.
Almanya'da adı konulmamış bir kural sürekli işler;

'Bir yasa ya da uygulama değiştirilecekse bu önce Avusturya, Hollanda ya da Danimarka'da denenir. Ardından ithal edilir.'
Özellikle de yabancılar söz konusuysa bu hiç sekmez.
Aile Birleşimi'nin kısıtlanmasında da böyle yapıldı.
Önce Hollanda, ardından Avusturya, son olarak Danimarka Yabancılar Yasası'nı sertleştirdi.
Ülkesine gelmek isteyenlere 'önce dil öğrenme' koşulunu getirdi. Ardından da Almanya...

Almanya'nın bunu yapması pek kolay değildi. Çünkü ülkesinde 2.6 milyon Türk ya da Türk kökenli yaşıyordu.

Türkiye ile kriz çıkmamalıydı.
Yasa ilk tartışılmaya başlandığında da kriz patladı...

Türkiye, 'Bu insan haklarına aykırıdır. Siz nasıl bir insanın eşini yanına almasını kısıtlarsınız. Almanca bilmeyene aile birleşimi vizesi vermemek kısıtlamadır' diye bağırdı.

Ortalık toz duman oldu...

Almanya'daki Türk basınında konular işlenirken, garip bir şeyler olmaya başladı.
Bir önceki hükümetin yurt dışındaki Türkler'den sorumlu bakanı, Almanya'ya özel olarak bu konu için geldi.

Bakanlar ve heyetler arasındaki görüşmeye Alman tarafı 'çok gergin' çıktı.
Türkiye onlara çıkışacaktı ve geri adım atmak zorunda kalacaklardı.
Öyle ya, yılda 18 milyar Euro'luk ticaret yaptıkları bir ülke ile kapışmak kolay değildi...

Bizim bakanın ismini vermek istemiyoruz, bilenler biliyor...

Bizzat Alman kaynaklarından aldığımız bilgiye göre, korkulan toplantıda bakanımız yarım saat Alman düşünür Emmanuel Kant üzerine sohbet yaptı.
Felsefesini anlattı!

Almanlar rahatladı. Duyumlarımıza göre görüşmede, 'Bravo çok bilgilisiniz' filan demişler...

Konuya karşı çıkarmış gibi görünen Aileden Sorumlu Bakan ise , daha sonra Ankara'da 'Evet, dil testi yapın. Biz uyumdan yanayız' deyince iş Almanya açısından çözüldü.

Onlar, Türkler'in hep Almanya'dan evlenmesini istedi. Amaçlarına kısa sürede ulaşacaklar gibi...

Çünkü, artık aile birleşimi vizesi 5-6 ay sürüyor. Evli çiftler sabredemiyor, bıktırılıyor.

Ya da insanlar evlenmekten vazgeçiyor.

Almanya'ya aile birleşimi ile gitmenin şartları ise 1 Ağustos 2007 itibarıyle şöyle oldu:

  1. Getirilecek eş yeterli düzeyde Almanca bilecek. Bilmiyorsa bir kursa gidip öğrenecek.
  2. Türkiye'den eş getiren kişi Alman vatandaşı da olsa, eşinin geçimini sağlayacağını garanti edecek. Devlet yardımı almayacak.
  3. Gelen kişi ayrıca Almanya'da 900 saat uyum kursu görecek.
  4. Aile Birleşimi ile gelen kişi bu uyum kurslarında başarısız olursa oturma izni alamayacak, geri gönderilecek.
  5. Getirilecek eş 18 yaşın altında olmayacak ve getiren kişi düzenli oturma- çalışma izni sahibi olacak...

Ek bazı şartları da bunlara eklemek mümkün... Almanya'daki Türkler eşini getiremediği için yakınadursun, Alman İçişleri Bakanlığı ile Uyum Bakanlığı'nda bazı bürokratlar mutlu...
'Sizin Kant'çı Bakan ne zaman bir daha gelecek?' diye eğleniyorlar...

BELKİ DUYMADINIZ AMA
BUNLAR DA OLDU...

  • Alman Hıristiyan Demokrat Parti'ye (CDU) yakınlığı ile bilinen Hür-Türk Genel Başkanı Hasan Tekin'in bisikletten düşüp ağır yaralandı...
  • Almanya'nın Mannheim Kenti'ndeki büyük rekabet sonucunda pide fiyatları 15 Cent'e düştü. Ki, pide diğer şehirlerde 1 Euro'ya satılır...
  • Berlin'deki ünlü bir Türk işadamı, seçim kazanan ekibini ünlü Türk genelevine götürüp eğlence yaptı. Sonra da kimseye anlatılmaması için tek tek yemin ettirildi...

aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 29.12.2007

Habertürk Almanya Temsilcisi Ali Gülen köşe yazılarına başladı. 28.12.2007

'Yimpaşçı Dursun 1.5 milyarı uçurdu'

Türkiye yeniden Yimpaş'çı Dursun Uyar olayını hatırlamaya çalışıyor.
Onu en iyi gurbetçiler bilir.
Çünkü, halen psikolojik hastalıklarla uğraşanlar, parasını kaptıran eşinin ya da anne-babasının intiharının acısını yaşayanlar var.
Yurt dışından 'kar payı' vaadiyle para toplayan büyük tabela holdinglerinden biri de Yimpaş'tı.
En büyüğü ise Kombassan...
Bunlar Jet-Pa'yı sollayıp geçtiler.
Jet Fadıl'ın kullandığı yöntemlere fazlasıyla dini öğe kattılar.
Evlere gidip insanların önünde namazlar kıldılar, camilerde önceden her bir ayrıntısı inceden inceye planlanmış oyunlar oynadılar.
Mağdurlar 'Bizzat Dursun Bey geldi, evimizde misafir oldu. Namaz kıldı, dualar etti' diye anlatır hala...
İnsanlara şu söylemle gidildi:
'Biz faiz vermiyoruz. Kar payı veriyoruz. Bize paranızı yatırdığınızda bir yıl sonra yüzde 20 hatta daha fazlasını alacaksınız. Üstelik vergi mergi korkusu da yok...'

Belirlenen ekip başları kendi çevresinden topladıkça, topladığının karşılığı payını aldı.
Para verenler de kendi çevrelerinden toplayıp Yimpaş'a yatırdı.
Kar topu sistemi...
Sisteme ilk yıllarda sürekli para girişi oldu.
İlk yılın sonunda yine camilerdeki toplantılarda, para dolu valizler açıldı.
Bir yıl önce parasını yatırmış olanlar tek tek çağrıldı ve kar payları ellerine sayıldı.
'İsterseniz tekrar yatırın, katlansın' denildi.
Onlar da yatırdılar...
Ama ilk bir yılın sonunda yavaş yavaş insanlara paraları ödenmez oldu.
'Yatırım yaptık, fabrikalar açtık. Marketler zinciri kurduk' denilde ve beklemeleri istendi.
Paralar yavaş yavaş deve olmaya başlarken, basında çıkan 'Yeşil Sermaye paraları götürüyor' haberi en çok mağdurları kızdırdı.
Din iman nutuklarının etkisi sürüyor olmalı ki, gazetelere telefon açanlar, 'Onlar yeşil de siz hangi renksiniz? Bizim paramız güvende, dini bütün insanlarda' diye bağırıyordu.

Yeşil Sermaye denilen tabela holdinglerinin yurt dışındaki Türkler'den çarptığı para 11 milyar Euro'dur.
Bunda son 10 yılın faizi yok!
En büyük parayı 3.000.000.000 Euro ile Kombassan'ın topladığı hesaplanıyor.
Sisteme yeni para girmeyince, hiç kimsenin parasını ödemeyen ve kar topunu patlatan diğer holdingler de en küçüğü 300 milyon Euro olmak üzere yaklaşık 8 milyar Euro'yu iç etti.
Yimpaş'ın kaptığı para ise, bugün itibariyle yaklaşık 1.5 milyor Euro olarak tahmin ediliyor.
Jet- Fadıl 700 milyon Euro'da kalmıştı, yazık!
Kar topu sisteminde uygulanan yöntem ise 'Titan'cı Şeranoğulları ile aynı.
Hani şu yüzlerce yıl hapis cezası alan baba-oğul...
Yani insanları kasıtlı olarak yanıltarak dolandırmak.\\ TCK'daki tanımıyla 'Nitelikli dolandırıcılık'...
Yimpaş'çı Dursun Uyar, yıllarca bu suçlamadan kurtulmak için uğraştı durdu.
Mağdurları ise Almanya sokaklarında bazen kınama pankartları, bazen kefenlerle dolaşıyor.
aligulen@haberturk.com

© HaberTürk - Ali Gülen - 28.12.2007

Kim-Kimdir

A - B - C - Ç - D - E - F - G - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - Q - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - X - W - Y - Z

© AYPA - KimKimdir.de sitesi 01.08.2006-31.01.2007 tarihleri arasında toplam 30.000 kere ziyaret edilmiştir. 14.01.2008 tarihinde bu sayfaya yeni bir sayaç yüklenmiştir:
/