Yücel Özdemir
Deutsch - Almanca Türkçe - Türkisch
BALD AUCH IN DEUTSCHER SPRACHE - Alle Rechte vorbehalten. (26.05.2007 - © AYPA) (Tüm hakları saklıdır 26.05.2007 - © AYPA)

Yücel Özdemir

1968 yılında Muş’un Varto ilçesinde doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okurken gazeteciliğe başladı. 1993’ten beri Almanya’da yaşıyor ve kurulduğundan beri Evrensel Gazetesi’nin Avrupa Temsilciliği’nde çalışıyor. Köşe yazılarının yanı sıra, Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli göçmenler, Alman iç politikası, AB ve İslami holdinglerin Avrupa’daki vurgunu konusunda araştırmalar da yayımlıyor.

Deniz Feneri’ndeki düzensizlikleri ilk ortaya çıkaran gazeteci Yücel Özdemir:

‘İslami vurgunlarla yeterince ilgilenilmedi’

FRANKFURT / KÖLN – İslamcı holdinglerin Avrupa’daki vurgunlarına gereken titizlikle yaklaşılmadığı, dolayısıyla on binlerce insanımızı dolandıranların “başarısında” medyaya egemen bazı anlayışların büyük etkisi olduğu savunuldu. Çalışmalarını Avrupa’da da günlük olarak yayımlanan Evrensel gazetesinde sürdüren Yücel Özdemir, “Milli Görüş ve diğer İslami derneklerin para toplamanın fiili merkezleri, ‘boyalı basın’ın da bunun propagandacısı olduğunu biliyoruz” derken, sadece Türk değil Alman medyasının da bu olaya gerekli duyarlılıkla yaklaşmadığını ileri sürdü. Yücel Özdemir, Cumhuriyet Hafta’nın sorularını yanıtladı.

CUMHURİYET HAFTA - “Deniz Feneri” kod adlı skandalın özellikle AKP üst düzey kadrolarını sarsacak bir ilişkiler ağını ortaya çıkarması bekleniyor. Tüm işaretler o yönde. Siz, Deniz Feneri’ndeki “düzensizliğe” bu boyutlarıyla dikkat çeken ilk gazetecisiniz. Evrensel’de ve Türk basınında ilk kez, geçen yılın sonunda işlemiştiniz. Sizi kuşkulandıran neydi, bu hortum sistemi ne boyutlardaydı ve siz neleri bulmuştunuz? Genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?

YÜCEL ÖZDEMİR - Geçtiğimiz yılın sonbahar aylarında Yimpaş ve Dursun Uyar eksenli yeni belgelerin ortaya çıkması üzerine tartışmalar yapıldığı sırada Evrensel, Kanal 7Int’in yayıncısı durumundaki Media 7 GmbH şirketinin Yimpaş’a ait olduğunu belgeleriyle ortaya koymuştu. Bu belgelere göre, 20 Aralık 1995’te Mehmet Gürhan ve İsmail Karahan tarafından 50 bin Mark hisse ile kurulan Media 7 GmbH, 4 Nisan 2000’de Yimpaş Verwaltungs GmbH tarafından satın alınarak sermayesi 10 milyon Alman Markı’na çıkarıldı. Bu sermaye artırımı sonucunda şirketin sermayesinin yüzde 99.5’i Yimpaş’a ait olurken, Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı ise 25 bin Mark ile ortak olan Mehmet Gürhan sürdürmeye devam ediyordu. Yimpaş ile Kanal 7 Int arasındaki ilişkiyi bu denli açık ortaya koyduğumuz haber, aynı zamanda Başbakan Erdoğan’ın “Belgesi olan gelsin” açıklamasına da bir yanıttı. CHP Tunceli Milletvekili Sinan Yerlikaya, Evrensel’de yayınlanan belgeleri ve haberi Kanal 7-Yimpaş bağlantısını ortaya çıkardığı için TBMM’ye taşıdı. Bu belgeler, asıl olarak Kanal 7Int’in asıl finansörünün Yimpaş olduğunu ortaya koyuyordu. Kanal 7 ile AKP arasında sıkı bir bağ olduğu bugün Türkiye’de herkes tarafından biliniyor. Dolayısıyla, Yimpaş tarafından Avrupa’daki Türkiye kökenli göçmenlerden “din”, “iman” ve “kâr ortaklığı” adı altında toplanan paraların bu partinin yan kuruluşlarına gittiği kendiliğinden ortaya çıkıyor.

‘Yazdıklarımız doğrulandı’

Yimpaş ile ilgili belgeleri araştırırken, Deniz Feneri ismi sık sık karşımıza çıkıyordu. Birçok haber kaynağı, Deniz Feneri’nin “yardım” adı altında vatandaşlara dağıttığı gıda maddesini ihalesiz bir şekilde Yimpaş’tan aldığını söylüyordu. İddiaları araştırırken Deniz Feneri ile Kanal 7Int’in mekansal ve yönetim bakımından iç içe olduğu bilgilerini edindik. Bunları doğrulatmak ve resmi bir niteliğe kavuşturmak için Frankfurt Mahkemesi’ne başvuruda bulunarak, bu dernek hakkındaki resmi bilgileri talep ettik. Almanya’da kamu yararına faaliyet sürdüren derneklere ait bilgiler, belli bir harç karşılığında herkes tarafından alınabiliyor. Mahkemenin bize gönderdiği 21.11.2006 tarihli belgede, Deniz Feneri e.V.’nin başkanı olarak Mehmet Gürhan görünüyordu. Dolayısıyla, Kanal 7Int, Yimpaş ve Deniz Feneri arasındaki ilişki, üç kurumun da en yetkili kişisinin Gürhan olması, işin içinde bir tezgahın olduğunu gösteriyordu. Bütün bu ilişkiler sarmalını, belgeleriyle 2 Aralık günü Evrensel’in Avrupa baskısında, “Deniz Feneri kimin yolunu aydınlatıyor?” manşetiyle verdik. Hem Kanal 7Int’in Yimpaş’a ait olması hem de Kanal 7Int ile Deniz Feneri arasındaki organik ilişki böylece deşifre edilmiş oldu. Haberler dolayısıyla görüştüğüm Mehmet Gürhan, her şeyi belgeleriyle çarpıtmadan yayımladığım için bana teşekkür etti ve yazılanları doğrulamaktan başka söyleyecek bir sözünün olmadığını söyledi. Bu haberden kısa bir süre sonra Deniz Feneri başkanlığına Mehmet Taşkan getirilerek, şüpheler dağıtılmaya çalışıldı. Ancak iş işten çoktan geçmişti.

CUMHURİYET HAFTA - Yerleşik medyanın, “boyalı basının” da diyebiliriz, bu ilişkiler ağından şu ya da bu biçimde ciddi bir biçimde nemalandığı ileri sürülüyor. Peki, yerleşik medya AKP ile çok fazla iç içe olduğu için mi bu “İslami hortum” olayının üstüne gitmedi? Yoksa başka nedenler de var mı? Yani iş, basit bir nemalanma terbiyesinin üzerinde mi? Yoksa, egemen medya, bu ilişkilerin faturasını ileri bir tarihte çıkarmayı başından beri düşünüyor muydu?

ÖZDEMİR - İslami sermayenin Avrupa ülkelerindeki Türkiye kökenli göçmenlerden milyonlarca Euro toplamasında, sözünü ettiğiniz “boyalı basın”ın da önemli bir rolü olduğu açıktır. Milli Görüş ve diğer İslami derneklerin para toplamanın fiili merkezleri, “boyalı basın”ın da bunun propagandacısı olduğunu biliyoruz. Jetpa’nın büyük gazetelere ve televizyonlara boy boy ilanlar verdiğini herkes anımsayacaktır. İş ayyuka çıkmaya başlayınca bu kez karşı yayın yapmaya başladılar. Bu elbette basın etiği açısından sorgulanması gereken bir durum.

Bir etik sorunu

Aynı şeyi Deniz Feneri için de söyleyebiliriz. Bu dernek daha birkaç hafta öncesine kadar bütün büyük gazete ve televizyonlara reklamlar vererek, daha fazla insanı bağışta bulunmaya çağırdı. Sıradan insanların temiz duygularla bu derneğe yaptığı bağışların eğer 8 milyon Euro bölümü Kanal 7 Int’in kasasına gittiyse, diğer bir bölümü de diğer gazete ve televizyonlara gitti. Kanal 7Int-Deniz Feneri baskınından hemen sonra büyük bir gazetenin ilan servisini arayarak, son dört yıl içinde Deniz Feneri’nden toplam ne kadar “ilan parası” aldıklarını sordum. Aslında yanıt almayacağımı bile bile aradım ve bir “yoklama çektim.” Yetkili arkadaş, bilgileri sadece savcılığa verebileceğini söylerken, biraz da hince “Bu ilanlar size gelseydi siz yayınlamayacak mıydınız?” diye sordu. Ben de basının bütün ilanları almak zorunda olmadığını; en önemlisi de hedefine varmayan kampanyaların ilanlarını yayınlamanın işlenen suça ortak olmak anlamına geldiğini söyledim kendisine. Maalesef birçok meslektaşımız, ilan ile gazetenin kimliğini birbirinden ayırarak, “Biz paramıza alalım, gerisi ne olursa olsun” diyor. Biz ise işin bu kadar basit olmadığına inanıyoruz.

CUMHURİYET HAFTA - Türk medyası yapmıyor da, peki, pek demokratik Alman medyası bu eşine az rastlanır “İslamcı hortum ekonomisine” gereken özenle eğiliyor mu? Neden?

ÖZDEMİR - Almanya, genel olarak İslami holdinglerin büyük vurgunuyla pek ilgilenmedi. Aslında ortada büyük bir kara para aklama, yolsuzluk olmasına rağmen adeta üç maymunu oynuyor. Sol Parti Federal Parlamento Milletvekili Sevim Dağdelen, bu konuyla ilgili hükümete tam 17 soruluk bir önerge verdi. Gelen yanıtlarda özetle, Almanya’nın ülkede yasadışı bir şekilde faaliyet yürüten 60’dan fazla İslami holding hakkında bilgi sahibi olmadığı yazıldı. Böyle bir şeye inanmak gerçekten güç. Aynı durum Hollanda’da da yaşandı. Sıradan vatandaşların gelir giderlerini en ince ayrıntısına kadar inceleyen, vergi kaçırıp kaçırmadığını kontrol eden bir ülkenin, bu kadar holdingin elini kolunu sallayarak milyonlarca markı toplayarak, çantalar içinde Türkiye, Lüksembourg, Lichtenstein ve İsviçre’ye kaçırmasını bilmemesi inandırıcı gelmiyor bana. Keza, Mannheim Savcılığı tarafından hakkında uluslararası arama kararı çıkarılan Dursun Uyar’la ilgili yargılama talebinde bile bulunulmuyor. “Türkiye kendi vatandaşlarını yargılamak üzere teslim etmiyor” diyerek işin üstüne fazla gitmemeyi tercih ediyor. İade edilmesini talep etmeyecekse bile sık sık görüştükleri AKP’li bakanlardan bu insanın Türkiye’de yargı karşısına çıkarılmasını isteyebilirler. Ama yapmıyorlar. Alman basınında da olay genellikle birkaç iyi niyetli gazeteci arkadaşın çabası haber oluyor. Özel belirlenmiş bir yayın anlayışı yok.

Tabandaki öfke

CUMHURİYET HAFTA - Türkiye’deki son gelişmeler İslamcılığın ciddi darbeler almakta olduğunu gösteriyor. Bu siyasal çizginin Almanya merkezli bağlantıları sizce bunlardan nasıl etkilenir? Bu kesimin yolsuzlukları gerek Türkiye gerek Almanya’da ortaya dökülebilir mi? Bu kesimin üzerine gitmenin “demokrasi” ile nasıl bir ilişkisi var sizce?

ÖZDEMİR - Türkiye’de İslamcı sermayenin son birkaç yıl içinde iyice palazlandığı biliniyor. “Yeşil sermaye” olarak da nitelendirdiğimiz bu kesimin güçlenmesinde Avrupa’daki Türkiye kökenli göçmenlerin birikimlerine “kâr ortaklığı” adı altında el konulmasının da önemli bir payı bulunuyor. Bu paraların yine İslamcı örgütler ile işbirliği içinde toplandığı da bilinen diğer bir gerçektir. Aslında “kâr ortaklığı” adı altında yapılan bu vurgun Almanya’daki siyasal İslam’a önemli darbeler vurdu. Geçmişte Milli Görüş içerisinde etkili görevlerde bulunmuş ya da tabanda iyi niyetle çalışmış, ancak “kâr ortaklığı” adı altında şirketlere alın terini kaptıranlar büyük bir öfke içerisinde. Bunların çoğu İslami örgütlerle kavgalı hale geldi. Gittikleri yerlerde, sürekli cami ve cemaatlerde ne kadar üçkağıtçılık, dolandırıcılık olduğunu anlatmaya başladılar. Yani, hayat tecrübesi onlara politik İslam’ın dışında kalmaları gerektiğini gösterdi. Türkiye’deki gelişmelerin Avrupa’ya nasıl yansıyacağını bugünden kestirmek zor. Eğer doğrudan, bu gelişmelerin AKP’yi nasıl etkileyeceğini soracaksanız, fazla önemli bir etkide bulunmayacağını söyleyebilirim. Çünkü, AKP’nin örgütle ilişkisi UETD üzerinden sürüyor ve bu derneğin içindekilerin çoğu Avrupa’da doğmuş-büyümüş, iş kurmuş kişiler. Bunların genel anlamda geniş kesimlerle bir bağı bulunmuyor. Kitlesel güç bakımından asıl önemli olan ise DİTİB. Geçmişte dini cemaatlerden uzak durmak için özen gösteren DİTİB, en son Milli Görüş ve Süleymancılar’ın kurduğu örgütlerle aynı çatı altında birleşti. Yani, DİTİB’in geleneksel devletçi çizgisi, Türkiye’deki gelişmelere bağlı olarak muhafazakâr-İslamcı çizgi ile birleşme eğilimi gösteriyor. Bunda, elbette Türkiye’deki gelişmelerin bir etkisi bulunuyor. İslami örgütlerin yapmış olduğu yolsuzlukları ortaya çıkarmak, bu sözle örgütlerin ne olduğunu ifade etmekten bin kat daha etkili. Bundan ötürü bugün, hem Türkiye’de hem de Avrupa’da din, vatan, millet adına propaganda yaparak, insanları etrafında toplayan bu kesimlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak çok önemlidir. İslamcı çevrelerin etkisi azaldıkça, hem Türkiye’de hem de Avrupa’da yaşayan Türkiyelilerin aydınlanması, demokrasi bilincine kavuşması, kaderciliği bir yana bırakarak kendi haklarına sahip çıkması daha kolay olacaktır.

(c) Cumhuriyet Hafta Nr. 19 - 11.05.2007 - Osman Çutsay


  • KimKimdir Alfabetik İsim Listesi (Adı ve Soyadının ilk harfine göre):
  • A - B - C - Ç - D - E - F - G - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - Q - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - X - W - Y - Z


KimKimdir.de sitesi 22.08.2006-31.01.2007 tarihleri arasında toplam 30.000 kere ziyaret edilmiştir. 26.05.2007 tarihinde bu sayfaya yeni bir sayaç yüklenmiştir: /